| Trabzon'un Kurtuluş Günü Vesilesiyle... |
| Karadeniz Tarihi |
| Yazar İbrahim TELLİOĞLU |
| Salı, 01 Mart 2011 13:57 |
|
Tarih bir inanç sahası değildir. İnançlarınıza tarihten delil aramaya çalışırsanız zorlama ile gerçekleri değiştirir yerine hayallerinizi yerleştirirsiniz. Bunun yerine kaynaklara bakarak yaşanan gerçekleri gün yüzüne çıkarmak- ve inançları bunlar üzerinde şekillendirmek daha faydalıdır. Geçmişte yaşananları olduğuna en yakın bir şekilde günümüze aksettirmek tarihçinin en başta gelen görevidir ve sadece var olanı tespittir. Bunu toplumlar arasında dostluk ya da düşmanlık vesilesi yapmak, bilgiyi kullananın meseleye bakış açısına bağlıdır. Trabzon’un işgali ve kurtuluşu, bugüne kadar pek çok yönüyle ele alınmış ve büyük kısmı aydınlığa kavuşmuş bir meseledir. Ancak günün önemine binaen bazı yanlış anlamaları düzeltmek ve unutulan bazı gerçekleri öne çıkarmak adına bu yazı kaleme alınmaktadır. 24 Şubat, Trabzon’un Rus işgalinden kurtuluş günüdür. 18 Nisan 1916’da Trabzon’a giren Rus birliklerinin bu şehrin tarihinde ayrı bir yeri vardır: Trabzon, 15 Ağustos 1461’de girdiği Türk hâkimiyeti sırasında ilk kez işgal edilmekteydi. Her ne kadar Trabzon’daki bazı köşe yazarları şehrin işgale uğramadığı, kente giren Rus askerlerinin halk tarafından hiçbir direnişle karşılaşmadan batıda Harşit Vadisi’ne kadar ilerlediği gibi akla ziyan iddialarda bulunsa da başta Baltacı Deresinde, Madur Dağı’nda, Sultan Murat’ta, Hıdırnebi’de, Şinik’teki çatışmalarda binlerce insan kaybetmişizdir. Aynı çevreler işgal sırasında kentteki Rumların da Türklerle aynı endişeleri taşıdığını ve Ruslara karşı mesafeli durduklarını ifadeyle 1918’de büyük bir grubunun şehirden daha doğuya göç etmesinin haksızlık olduğunu ima etmekteydi. Allah’tan Ruslar kente girişlerini görüntülü olarak kayıt altına almışlardı ve Veysel USTA sayesinde bu kayıtlar arşivlerin tozlu raflarından çıkarılarak günümüze ulaştı da Rus birliklerinin Maraş Caddesinden şehre girişi sırasındaki büyük gösteride ellerindeki bayraklarla onları karşılayanlar olduğu görüldü. Aynı şekilde metropolit Hırisantos’un işgal kuvvetleri komutanı önünde eğilmiş bir vaziyette ellerini birleştirerek yaptığı minnet konuşmasının fotoğrafına Trabzon’la ilgili pek çok kitaptan kolayca ulaşılabilir. Rusların Trabzon’dan hiç ayrılmayacağını tahmin eden bu kitlenin yanıldığı kısa süre sonra ortaya çıktığı gibi yaptıklarının karşılığında aldıkları belediye idaresini de kısa süre sonra kaybetmişlerdi. Ancak asıl kaybedilen, Trabzon’da bir arada yaşama iradesidir. Trabzon’da bir arada yaşama kültürünün oluşması, Fatih Sultan Mehmed’in 15 Ağustos 1461’de şehri almasıyla başlar. Karadeniz bölgesinde siyasî birliğin sağlanmasına paralel olarak daha önce Türkmen beyliklerinin baskısıyla başka bölgelere göç eden Rumlar yeniden dönerek yörenin her yanına dağılmış ve ticari faaliyetlerini sürdürmüştür. Fetihten sonra yapılan ilk tahrirde Osmanlı Devleti tarafından bölgeye yerleştirilen Türklerin oranı sancağın % 9’unu oluştururken bir asır sonra bu oran % 30’a çıkmıştır. Demografik yapıdaki bu değişimin bir neticesi olarak XIX. yüzyılın başlarından itibaren kentteki Rum-Ortodoks ve Ermeni nüfusun genele oranı ¼ oranına gerilemiştir. Osmanlı hâkimiyetindeki Trabzon’da XV. ve XVI. yüzyıllarda Müslümanlar ve gayrimüslimler ayrı mahallelerde yaşamaktaydı. Ancak XVII. yüzyıldan itibaren bu durum ortadan kalkmış ve bir arada yaşamaya başlamışlardır. Bu yüzyıllara ait kayıtlarda iki tarafın yaşadığı mahalleler olarak bir ayrım yapmak mümkün değildir. Bu kaynaşma bir arada yaşama kültürünün önemli bir başlangıcıdır. İkinci olarak fetihten gerileme devrine kadar bölgedeki Hıristiyanlar ile Türkler arasında kitlesel bir mücadele olduğuna dair kayda rastlanılmadığı gibi Hıristiyanlarla devlet arasında da bir çatışma yaşandığına dair belgelere yansıyan bir durum söz konusu değildir. Kentte yaşanan bazı istikrar bozucu gelişmelerden Celali isyanlarında birlikte hareket ederek bulundukları yerleri terk etmelerinde olduğu gibi her iki taraf da etkilenirken bir arada yaşama kültürü zarar görmemiştir. Osmanlı Devleti bölgede Ortodoksluğun yaşanmasına katkıda bulunmak amacıyla önceki dönemde vakıf haline getirilen ve çevresindeki köylerin geliriyle ihtiyaçları karşılanan Sumela manastırının yanı sıra Kuştul manastırını vakıf haline getirip çevresindeki 11 köyün gelirini oraya bağlarken Vazelon manastırının çevresindeki 20 köyün gelirlerini de hazine yerine bu manastıra aktarmıştır. Diğer yandan bugün Trabzon’da Osmanlı döneminde inşa edilen kilise sayısı 24’tür. İslam hukukunda yeni kilise kurulması yasak olmasına rağmen Osmanlı Devletinin bölgedeki Rum Ortodokslar başta olmak üzere Hıristiyanlara böyle bir özerklik tanıması, üstelik Roma ve Bizans hâkimiyeti sırasında ortaya çıkan 22 kiliseden daha fazla kilise kurdurması, bölgede Hıristiyanlığın yaşatılabilmesi adına çok önemli bir katkıdır. Trabzon’daki bir arada yaşama kültürünün bozulmaya başlamasında, 1895 Ermeni olayları ve Yunanlıların, Karadeniz bölgesini de içine alan “Büyük Hayal”inin (Megali İdea) kentteki Rumlar üzerinde de etkisini göstermeye başlaması önemlidir. XIX. yüzyılın son çeyreğinden itibaren baş gösteren ayrılıkçı faaliyetler, Rusların 18 Nisan 1916’da Trabzon’u işgal etmesiyle somutlaşmıştır. Trabzon’daki Rum metropoliti Hırisantos’un bölgedeki Türk askerî varlığıyla ilgili olarak Rusları bilgilendirdiği, Batum’daki Pontus Cemiyetiyle yaptığı yazışmalardan anlaşılmaktadır. 15-16 Nisan gecesi Türklerin şehri boşalttığı bilgisini Ruslara ulaştıran Rumların onları şehre davet etmesi, düzenledikleri tören ve ayinle Rus kuvvetlerini karşılamaları şehirdeki Türk ahalinin belleğine acı bir hatıra olarak kazınırken metropolit Hırisantos, Rusların desteğiyle çoğunluğu Rumlardan müteşekkil yeni bir belediye meclisi kurmaktaydı. Bu sırada vilayetin genelinde olduğu gibi Trabzon’daki Türklerin büyük bir kısmı, çoğu yaşlı ve çocuklardan oluşan kafileler halinde batıya, işgalin ulaşamadığı yerlere doğru göç etmeye çalışıyordu. Toplumsal hafızada “Muhacirlik” adı altında acı hatıraları günümüze kadar yaşayan bu göç sırasında sadece Trabzon’dan 200.000 civarında insanın hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. Muhacirliğe çıkan ahalinin mülküne Rumların ve Ermenilerin el koyduğu da kaynaklara yansıyan diğer bir husustur. 24 Şubat 1918’de Trabzon Rus işgalinden kurtulduktan sonra şehirde bir arada yaşama kültürünün devam ettiğini söylemek mümkün değildir. Zira işgal sırasında Ruslarla işbirliği yapan Rumların önemli bir kısmı onlarla birlikte ülkeyi terk ederken, geride kalanların bağımsız bir devlet arayışında bulunması, nihayet kurulması düşünülen Büyük Ermenistan’a bağlanması planı artık iki taraf arasındaki ortak yaşama bilincini büyük ölçüde tahrip etmişti. Nihayet Pontus isyanının bastırılıp Lozan’da mübadelenin kararlaştırılmasıyla, artık bir arada yaşaması mümkün görülemeyen iki unsurdan Rumların Yunanistan’a gönderilmesi sağlanacaktır. Geçmişte yaşananları olduğuna en yakın bir şekilde günümüze aksettirmek tarihçinin en başta gelen görevidir ve sadece var olanı tespittir. Bunu toplumlar arasında dostluk ya da düşmanlık vesilesi yapmak, bilgiyi kullananın meseleye bakış açısına bağlıdır. İbrahim TELLİOĞLU Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
Favorilerinize ekleyin
Bu yazıyı e-posta ile gönder
Hit: 1789 Geri dönüş(0)
Yorum (0)
![]() Yorum
|