| Karadeniz’de Atma Türküler ve Atma Türkü Geleneği |
| Karadeniz Türküleri |
| Yazar Bekir Sami ÖZSOY |
| Cumartesi, 10 Aralık 2011 23:48 |
|
Türkülerimiz milletimizi millet yapan milli kültür hazinemizin belki de en önemli unsurudur. Tarih sahnesine çıktığından bu güne kadar ozan- bakşı geleneğinden beri devam edegelen Türk halk şiiri milletimizin ve edebiyatımızın hayat damarıdır. Divanü Lügat'it-Türk'te adı geçen Çuçu, Aprınçur Tigin, Pratyaya Şiri, Asıg Tutung, Kül Tarkan, Ki-Ki gibi şairlerimizden bu güne kadar gelen ferdi mahsuller yanında ilk söyleyicileri unutulmuş olan ve anonim halk şiiri adı altında gelişme gösteren şiirlerimiz... Hepsi birer mücevher değerinde ama bu değerler kayıp olmadan kıymeti bilineceğe benzemiyor. Tüm dünya milletlerinde kaybolan, sadece Türk milletinde yaşamaya devam eden bir gelenek, canlılığını hâlâ muhafaza etmektedir. Halk şiiri musiki ile söylendiğinde Türkü adını almaktadır. Geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz Kayserili bağlama üstadı Şemsi Yastıman çok özlü olarak Türkü için, "Türkü milletimizin her şeyidir. Güzellikleri canlı olarak ortaya koyarken çirkinlikleri iğneli bir biçimde alaya alarak sevinci hareketle hüznü dramatize ederek dile getirir."demiştir. Türküler yörelerimize göre isimler alır. Elazığ'da kayabaşı, Urfa'da hoyrat, Çukurova'da bozlak, Orta Anadolu'da uzun hava, kırık hava, oyun havası, Adıyaman, Kayseri ve Konya'da oturak havası, Teke yöresinde zortlama gibi isimler almaktadır. İstanbul Boğazı'ndan Batum'a kadar ülkemize kıyı olan Karadeniz bölgemizde ise horon havası, deme, deyişme ve atma, atma türkü gibi isimlerle karşımıza çıkmaktadır. Ancak Karadeniz'e ait olan türküler sadece bunlar değildir. Biz bu çalışmada Karadeniz'de atma türküler ile atma türkü geleneği üzerinde söz söyleyeceğiz. Etraflı bir çalışma ile doktora tezi olacak durumdaki atma türkülerden bir çeşni sunacağız. Daha detaylı olacak çalışmaları yeni yetişecek olan bilim adamlarının çalışmalarına bırakıyoruz. Atma türkülere Batı Karadeniz'den Orta Karadeniz'e, oradan Doğu Karadeniz'e kadar bölgenin her yerinde rastlanmaktadır.[1] Nerede bir sünnet, bir nişan olsa orada muhakkak halkın: "Riv riv" dediği kemençe sesini duymak ve uşakların neşesini görmek mümkündür. Nerede bir düğün, bir şenlik varsa, orada riv riv ve neşe hakimdir. Zaman zaman piştovların sesi kemençenin sesini bastırsa da, kemençe ve mahalli sanatçıların sesi daha fazla değer taşımaktadır. Kemençe kanı kaynatmakta, uşakları oynatmaktadır. Ama sanatçının sözleri daha kıymetlidir. Sanatçı halkın doğrularını söylemeli, güzeli övmeli, çirkini yermelidir. Buram buram Karadeniz kokmalıdır. Öyle olursa onu söyleyen sanatçı tebarüz eder, sivrilir. Sözler çoğu zaman mani şeklinde tertiplenir. Arka arkaya dizildiği zaman adı türkü oluverir. Ezgisi duruma göre değişir. Çoğu günümüzde doğaçlama olarak adlandırılan ezgiler irticalen, hazırlanmadan, içten geldiği gibi söylenir. Pratik Türk zekası, pratik Karadeniz zekası kelime ve deyim üretmekte de kendisini göstererek bu tür türkülere "Atma Türkü" adını vermiştir. Karadenizli olup da atma türkü bilmeyen otuz yaş üzerinde bir insan görmemiz mümkün değildir. Hele de yayla şenliklerinde, fındık harmanlarında atma türkü söylemeyen bir kimse yoktur. Atma türküler Karadeniz'in çok değerli kültür varlıklarıdır. Zaten Türk insanı yazıyı çok geç kullandığından, geleneğin ilk zamanlarında şiir ve musiki bir arada icra edildiği ilk günden beri halk sanatçıları şiirleri söylemişler yazmamışlardır. Türk şiirinin nazım birimi dörtlüktür.[2] Bir dörtlük bile şiir olabilmektedir. Birkaç dörtlük de öyle... Bu gün Karadeniz'deki Atma Türküler de işte bu geleneğin devamıdır. O sebepten kıymetlidir. Bu kadar kıymet arz eden atma türkülerden örnekler vermek de yerinde olacaktır. Eski bir Atma Türkü üstadı olan Sadık Karadeniz, kavalı ile Trabzon'u şöyle dile getiriyordu[3]: Tırabzon'un kazaları Vakfıkebir böyük yer Akçaabad gazinosu Tırabzon'un içini Maçka mapushanesi ** Ordan ben geri döndüm Derin hocalar çıkar Sürmene' nin kamasın Bu saydığım kazaların (*Trabzon’da bir sokak adı.) Yine merhum Sadık Karadeniz'den dinlediğimiz özürlü iki gencin düğününde özürlüleri hor gören bir kendini bilmeyene haddini bildirmek için söylediği: Yaylanın çimeninde Derin derin göllerin Ayakta çorabını Yaylanın çemeninde (*Kendini bilmez –hoppala-) türküleri atma türkülerinin iki örneğidir. Günümüzün şöhretli sanatçısı İsmail Türüt de bu geleneğin yetiştirmiş olduğu ender sanatçılardan biridir. Onu meşhur eden atma türkülerdir. Atma türküler her konuda tertiplenmektedir. 1990 sonrası kuzey komşumuzdaki siyasi gelişmeler sonucunda ortaya çıkan ekonomik ve ahlaki durum atma türkü geleneği ile dile getirilmiştir. Nataşa adı verilen bu atma türküden iki dörtlük verelim: Sarp kapısı açıldı E nataşa nataşa Yine 1960 sonrası ülkemizdeki gelişmeler sonucu Avrupa'ya çalışmaya gidip geri döndüğünde hemşehrilerine üstün görünmeye çalışan işçiye hak ettiği ders aşağıdaki atma türkü ile ne güzel verilmiştir. Şimdi bu türküye bir göz atalım. Suda pişmiş misiri Misiri kuruttun mi? Gitmişsin Almanya'ya Misiri kuruttun mi? (*Beklettin mi) Atma türkülerde sevdalara da rastlanır. Hem de kavuşamayan gençlerin ölümle ölümsüzleşen sevdalarına. TRT arşivine giren atma türkülerimizden vereceğimiz bu örnek ölümsüz sevdayı dile getiriyor: Divane âşık gibi Yüksek dağın kuşuyum (*Babamdan) Atma türkülerin ezgilerinin zaman zaman kalıplaşıp notaya alındığına da şahit oluyoruz. Şimdi vereceğimiz bu örnek bunun kanıtı olarak TRT arşivinden alınmıştır: Giresun'un evleri Sokak başı meyhane Aldır aslanım aldır Aldır aslanım aldır Ve alaycı bir atma türkü daha verelim. Küçük bir nahiyede bucak müdürünü alaya almak için söylenen bir türkü olup TRT arşivine girmiştir: Müdür Bey'in yeşil kürkü Aşma kırandan aşma Yanma da güzelim yanıyom ben Yanma da güzelim yanıyom ben Yazımızın baş tarafında dediğimiz gibi, atma türküler ciltler dolduracak kadar fazla sayıdadır. Şimdiye kadar derli toplu bir inceleme ve değerlendirmeye tabi tutulmamış, bilimsel olarak değerlendirilmemiştir. Biz burada sadece genç bilim adamlarını ve bilim adamı adaylarını duyarlı olmaya ve orta yaş üzerindeki Karadenizli dostlarımıza eskiyi hatırlatmaya çalıştık. Amacımıza ulaşıp ulaşmadığımızı zaman gösterecektir. Dipnotlar: [1] Cahit H. Öztelli, Evleri'nin Önü, Ankara, 1964, s. 17-855. Kaynakça: ALKAN, Ahmet, Türkçe Sözlük, Ankara, 2000. Bekir Sami ÖZSOY* *Yrd. Doç Dr. Bekir Sami ÖZSOY, Celal Bayar Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü. Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız *Bu makale daha önce Karadeniz Araştırmaları (KARAM) dergisinin 3. sayısında (Güz-2004) yayımlanmıştır. Geri dönüş(0)
Yorum (2)
![]() Yorum
|
bi guş gondi dalıma
salladi dallarımi
gene aşdın e yavrim
derdli yaralarımi
gondun girez dalina
uşmaisın dalindan
sen daa da dadlisın
garagovan balindan
ya bagın şabgasina
dönei dörd darafa
siğmasın gidabuma
gordum seni musafa
gurban olaim onun
oduz igi dişine
baildım çilvelimun
o dadli gülişine
yadma e yavriçuum
gül aaçi aldina
gölgesinın digeni
Badar yanaçuuna
gonsag e yavriçuum
igimuz da bi dala
nenen mi godi seni
gara govanda bala
szf_68 Trabzon
1 ocak 2012