| Okunmamış Mektuplar: Özledim Amca... |
| Nezahat DEĞİRMENCİ |
| Yazar Nezahat DEĞİRMENCİ |
| Pazar, 10 Şubat 2008 14:56 |
|
Canım Amcacığım; Ölümünün üstünden kaç yıl geçti saymayacağım. Bu gün seni her zamankinden fazla özlediğimi hissedip bir şeyler karalamak istedim… Nasılsın demeyeceğim, her mektupta sorulduğu gibi… Çünkü biliyorum ki iyisindir benim sofrası, gönlü herkese açık amcam… Beni sorarsan Annem, Mustafa amcam ve sen gideli ne haldeyim kestiremiyorum… Yaşıyor muyuz, yaşıyoruz… Hatırlar mısın, sana amca değil de baba derdim çoğunlukla. Baba yarısı değil, baba gibi severdim seni, sen de beni… Hastalığına daha teşhis konmamışken babam yanına geldi, ben ise çalışıyordum, gelememiştim. Babam odanın kapısından girdiğinde “Ağabey; Nezahat nerede? Gelmedi mi?’’ demişsin.Sen bilirdin yüreğimi amca, seni çok sevdiğimi ve üzüleceğimi. Bu sözünün üstüne yengem aradı “Kızım; amcan seni istiyor!” dedi. Daha durur muyum? Hemen çantamı hazırlayıp, babama bile haber vermeden senin yanında aldım soluğu. Babam beni görünce şaşırdı. Ama o da bilir kızının bir deli yürek olduğunu… Bir şey demedi. İki, üç gün beraber kaldık. Sende düzeliyordun ama hastalığını bulamamışlardı daha... Ben işim yüzünden tekrar İzmir’e döndüm. Ama aklımı ve kalbimi İstanbul’da bırakarak… Aradan bir kaç gün geçti… Gece geç bir vakitte telefon çaldı, telefondaki küçük oğlundu. “Ne oldu sonuçlar?” dediğimde o ana kadar sıkışmış duygular patlayıverdi ve ses tonu değişti… ‘’Nezahat; Babam kanser” dedi… Telefonu kapatamadığım gibi konuşamıyordum da artık. O ağlıyor, ben ne konuşacağımı bulamıyordum. “Ne kanseri, kim dedi? ” gibi laflar çıktı ağzımdan… Hala o gün telefonu nasıl kapattığımı hatırlamıyorum. Bütün gece kafamda bin bir soru vardı. Amcam acaba ölecek mi yoksa yaşayacak mı? Neden? Diye düşünüp durdum. Evlatların her yerden çare arıyordu. Bir ara Marmaris’e zakkumcu doktora bile götürdüler seni. İlaçları almaya başlayınca, ilk bir hafta düzeliyor dediler. Sevincimden kabıma sığmıyordum… Sonra birden değişti durumun. Artık kaçınılmaz sona yaklaşıyordun. Seni İstanbul’dan yola çıkardılar, ben de İzmir’den… Vardık Trabzon’a... Eve getirdiler seni. Koşarak odana girdiğimde deli gibi dışarı çıktım... Yatakta yatan amcam değil dedim… Sonra tekrar girdim yanına, yengem hemen sordu “Bak kim geldi? Tanıdın mı?’’ … Alay eden gözlerle yengeme baktın “Torunum” dedin… Yengem “Hangi torunun?” dedi… Sen de “Nezahat” dedin… Sana sarıldım ve öptüm. Sanki bir daha sarılamayacağımı hissederek… Bir hafta gece gündüz yanından ayrılmadım… Bir umut dedim, ama umuduma kendim de inanamıyordum artık. Nihayet 17 Ağustos sabahı erken saatlerde Kemal ağabeyim başında Kur’an okumaya çalışırken son nefesini verdin. Ben anlamadım… Seni, Annemi ve Mustafa amcamı kalplerimize gömüp, hayatımıza devam etmeye çalıştık… Lâkin artık hiç birimiz için hayat kaldığımız yerden devam etmiyordu… Her hanemizde bir kayıp ve gözpınarlarında saklı yaşlar vardı artık… Amcam; Dağım, çınarım… Mezarına gelip eskiden yaptığımız gibi konuşuyorum sana… Ama sen hep dinliyorsun… Cevap vermiyorsun bana! Bir gün yine kaldığımız yerden devam etmek dileği ile amcacığım, seni özlüyorum… Torunun Nezi… Nezahat DEĞİRMENCİ Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
Favorilerinize ekleyin
Bu yazıyı e-posta ile gönder
Hit: 1380 Geri dönüş(0)
Yorum (0)
![]() Yorum
|