Serander.Net | Karadeniz Kültürü... Karadeniz tarihi, kültürü ve folkloru!

Paz04302017

Son GüncellemeCts, 25 Şub 2017 8pm

Back Buradasınız: Ana Sayfa Röportajlar Mehmet Bilgin ile Hemşin ve Hemşinliler Üzerine Söyleşi

Mehmet Bilgin ile Hemşin ve Hemşinliler Üzerine Söyleşi

Mehmet Bilgin

Geçtiğimiz günlerde Halkbilim Araştırmacısı Dr. Yaşar Kalafat'ın Karadeniz Bölgesiyle ilgili çalışmalarıyla tanınan Tarihçi Yazar Mehmet Bilgin ile Hemşin ve Hemşinliler üzerine yaptığı söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz.

Dr. Yaşar Kalafat - Sayın Bilgin, izninizle uzmanlık alanınıza giren Doğu Karadeniz bölgesi etno-sosyal ve sosyo kültürel yapısı ile ilgili çalışmalarımda yararlanmak üzere bazı sorular sormak istiyorum. Ben Türk kültür coğrafyasında yaşamakta olan Türk kültürlü halkların öncelikli olmak üzere halk inançlarını araştırıp yayın çalışmaları sürdürüyorum. Malum biz, bize ait olanı araştırıp öğrenmeyince birileri bizi bizlere gerçeğine uygun şekli ile değil de amacına uygun şekilde dayatıyorlar. Buradan hareketle Doğu Karadeniz Kültür Coğrafyası halklarımızdan Hemşinliler hakkında sizden bilgi almak istiyorum.

Mehmet Bilgin - İlginiz için teşekkür ederim. Karadeniz konusunda çok yönlü çalışmalarım arasında Hemşin konusu özel ilgi alanıma giren konulardan birisi. Hemşin ile ilgili yayınları temin edip arşivlemeye çalıştığım gibi, Osmanlı arşivinde mevcut çok sayıda belgeyi elde edip okudum. Zaman içinde, onlarca defa, değişik nedenlerle Çamlıhemşin ve Hemşin ilçelerinin köylerini dolaştım. Birçok dost edindim. Uzun yıllar sonra dostların bazıları artık aramızda yok. Ama yerleri hala sıcak. Bir iki defa da Hemşin ile ilgili yazmaya başladım ama değişik nedenlerle sürdüremedim. Bir kere Hemşin, Osmanlı döneminde bile eğitim seviyesinin çok yüksek olduğu bir bölge. Bunu yetiştirmiş olduğu devlet ve din adamlarının sayısından da anlayabiliriz. Günümüzde de devlet ve bilim adamları yetiştirme geleneği devam ediyor. Hemşinli bilim adamlarını tanıdıkça, ailece zeka seviyesinin vasatın çok üstünde olduğunu fark ediyorsun. Ben bunu, aile bazında araştırmaya değer bir konu olduğunu düşünüyorum. Fakat bu konu da ilgiye muhtaç.

Söyleşiye bir tespit ile başlamak istiyorum. Çünkü bu tespitle birlikte açıklamalarım daha doğru anlam kazanacak. Sovyetlerin çökmesinden sonra, ortaya çıkan tek kutuplu dünya siyaseti, hegemonyasını yaymak için etrafımızdaki yangınları başlattı. Türkiye’ye yönelttiği saldırılara bakarsak; öncelikle vatan ve millet bütünlüğümüzü parçalamak için, dini ve etnik farklılıkların, ayrıştırıldığını görüyoruz. Ayrılıklar ve aykırılıklar tespit edilip, çoğu kez olduğundan farklı veya fazla anlam yüklenerek öne çıkartılıyor. Bu ayırım, hiçbir etnik grubun gözlerinin güzelliği için değil. Uygulamaya konmuş bir projenin gereği. Yelpazede ayrı ayrı harmanlanan etnik gruplar var. Yelpa-zenin bir ucunda etnik müzik temelli kültürel bir etkinlik, yelpazenin diğer ucunda etnik temelli silahlı çatışma var. Bunların her ikisi de aynı odaklar tarafından destekleniyor. Etnik köken bazında ileri sürülen iddialar; bir taraftan yayınlar ve diğer sosyal etkinliklerle, diğer taraftan silah ve askeri eğitimle destekleniyor. Bunlar tesadüflerin değil, tamamı dış merkezler tarafından organize edilmiş bir projenin parçaları. Hedef alınan coğrafyayı siyasi ve kültürel olarak yeniden şekillendirme amacına hizmet eden faaliyetler. Söylemlerindeki insani unsurlar, gerçek amacı perdelemek için oraya iliştirilmiştir. Maalesef toplumsal ve insani değerlerin böyle bir kullanımı var. Hegemon güçler tarafından dikte edilen görüşler, yine hegemon güçlerin aygıtları tarafından maddi olarak desteklenerek cazibe merkezi halinde oluşturuluyor. Bu gerçekten hareketle bunları, “Hegemon güçlerin resmi görüşü” olarak tanımlayabiliriz.

Bir tespit daha yapalım. Bu türden geçerlilik kazanmış resmi görüşleri içermeyen hiçbir çaba, uluslararası arenada ve onların içimizdeki uzantısı olan platformlarda, hiçbir kişi, vakıf veya kurum tarafından asla desteklenmez. Maddi ve manevi olarak dış kaynaklardan desteklenen resmi görüş içeren tüm yayınlar, yurt dışında dünyaca bilinen ve aynı anda birkaç ülkede faaliyet gösteren en büyük yayınevleri tarafından yayınlanır. Yurt içinde de profesyonel olarak çalışan büyük yayınevleri tarafından yayınlanmaları da bunun uzantısı. Resmi görüşü destekleyen çalışmaların; turizmden yemek mecmualarına kadar çok geniş bir yelpazede sunulduğunu, bu resmi görüşü yayan etkinliklerin müzik ve sinema başta olmak üzere diğer sanat etkinlikleri ile desteklendiğini, her yayının etrafında ayrıca destek amaçlı bir kampanya yürütüldüğünü görürüz. Çok geniş bir yelpaze içinde kamuoyuna sunulan her çaba bir fark, bir ayrılık yaratmaya yöneliktir. Resmi görüşü bu şekilde tanımladıktan sonra açıklamalarımıza geçebiliriz.

Hemşin konusundaki resmi görüş; Hemşinlilerin Ermeni kökenli bir toplum olduğu savıdır. Bu resmi görüşün Ermeni diyasporası dediğimiz batı kaynaklı merkezler tarafından desteklenmesi normal karşılansa bile, hegemon güçlerin tüm kurum ve kuruluşları tarafından desteklenmesi durumunda durup etrafımıza bakmamız lazım. Hegemon güçler böyle bir olayı, daha büyük projelerinin bir parçası olduğu için destekler. Gerçek hedef maddi zenginlik kaynaklarının ele geçirilmesidir. Bu ana programda bir aksaklık, bir değişiklik olursa etnik konu yıllarca buzdolabında bekletilir. Bu bir problem yaratmaz. Uygun zamanda tekrar ısıtılır. Etnik iddialar, ya da demokrasi getirme söylemi, gerçek amacı perdelemek için kullanılır. Ama bir de madalyonun öbür yüzü var.

Hemşin konusundaki yabancı kaynaklı iddiaların tümünün içeriği, Hemşinlileri Ermeni kökenli bir toplum olarak lanse ediyor. Zorla İslamlaştırılmış. Ama baskılara rağmen eski dinlerini gizli gizli yaşayanlar da var. Özellikle bu son iddia sinema filmleri ile işleniyor. Bu açıdan baktığımız zaman bu kampanyaların Hemşinlileri değil de daha çok Hemşinlilerin dışında olanların Hemşinlilere olan bakışını, yani çevrenin Hemşinliler hakkındaki bilgilerini etkilediğini görüyoruz. Bu tür etkilerini de değerlendirerek Türkiye’ye yönelik, milli toplum yapısını tasfiye edip yerine etnik veya dini kökenden beslenen ayrılıklarla farklı topluluklar oluşturma amacı güden propaganda içerikli yayınların bir bölümü görünümündedirler. İlacı ise milli şuurdur. Denizde küçük balıklar, kendilerini avlamaya çalışan çok büyük balıklara karşı; bir araya gelip daha büyük bir kitle halinde hareket ederek mücadele ederler. Demek ki doğa öğreticidir.

Dr. Yaşar Kalafat - Hemşin kelimesinin etimolojisi yapılmış mı, Hemşin ne demek? Hemşin kelimesi bir toplum adı iken mi coğrafyaya ad olmuş, Coğrafî bir isim iken orada yaşayanlara mı Hemşinli denilmiş?

Mehmet Bilgin - Bu tür konular, çok yönlü ve tarihsel olarak, bir bütünlüğün içinde irdelenmeden açıklanamaz. Konuyu bütünsel olarak irdeleyebilmek için de bilimsel metotla birden fazla çalışma yapmak durumundasınız. Dönemleri iyi bilmek ve yaşanmışları iyi ortaya koymanız gerekir. Konu tarihin yan kolları diyeceğimiz arkeolojik, antropolojik, onomastik izahlar gerektirebileceği gibi, kültürel bakımdan, dil ve folklor araştırmalarına ihtiyaç vardır. Yaşayan inançlar çok önemli ipuçları verir. Bu aynı zamanda birden fazla bilim adamının konuya uzun dönemli odaklanmasını gerektiren ve bir süreçle ortaya konur. Bunun akademik kariyer için öğrenci olanlar tarafından öğrenme süreci içinde başarabilecekleri bir iş olmadığını düşünüyorum. Ayrıca bu tür iddialar daha çok siyasidir. Tüm siyasi iddialar gibi iddiayı destekleyenlerin yayılma ve sömürme amaçlarını perdeleme gibi gizli bir görevleri vardır. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de böyledir. İddiadan ve iddiayı dile getirenlerden çok, iddianın arkasındakileri tanıyıp teşhis etmek lazım. Yani iddiaların gerçek amacı bölgenin kaynakları ve stratejik yollarla ilişkilidir. Bunu çözmeden diğer çabalarınız sonuçsuz kalır. Benim metodum bütünsel olarak açıklamadır. Dolayısıyla biraz fazla tafsilat gibi görünse de gereklidir. Çünkü resmi görüşün, oluşturulmuş genel kanaatin dışında bir şey söylüyorsun.

Dr. Yaşar Kalafat - Hemşinliliğin tarihi kökleri nereye veya kimlere dayanıyor? Bu konuda muhakkak farklı görüşler vardır. Bunların neler olduğunu, farklı tanımların ne şekilde açıklandığını sizden öğrenebilir miyim?

Mehmet Bilgin - Bilebildiğim kadarıyla Hemşin adlı bölgesel bir idari birim adının ortaya çıkması Osmanlı ile başlamıştır. Osmanlı öncesinde bölgesel bir idari adlandırma olarak Hemşin adı yok. Osmanlı öncesinde Arhakel / Arraquiel diye adlandırılan bölge ya da idari birim adı var. Bu idari bölgenin sınırları Osmanlı döneminde ortaya çıkan Hemşin sınırlarından biraz daha geniş. Osmanlı kayıtlarında Hemşin adlı bir yerleşim birimi, yani köy adı olarak var. Bu yerleşim biriminin adının, bölgesel idari birim adı olarak öne çıkması Osmanlı dönemindedir. Cumhuriyet öncesinde, Osmanlı döneminde “Hemşin Nahiyesi” zaman zaman da “Hemşin Kazası” olarak tanımlanan Hemşin adlı bir idari birim vardı. Bu idari birim nahiye olarak tanımlandığı dönemde idari birim olarak Pazar Kazası’na bağlı olsa da Hemşin adı taşıyan birimin varlığı değişmemiş. Bu idari birimin; idari şekli gibi, kapsadığı coğrafi alan da, nüfus yapısı da dönem dönem değişimler yaşamıştır. Nüfus bakımından da birçok kez, çevre vadilere yayılma, dışarıya göçler veya sürgünler olmuştur. Bunların ekonomik ve sosyal nedenleri olduğu gibi huzur ve düzeni sürdürmeye yönelik amaçları vardır. 17. Yüzyılda olanla ilgili elimizde belgeler mevcut. İnşallah bunları ileride değerlendirme imkanımız da olur.

(Tarihçi-Yazar Mehmet Bilgin)

Dr. Yaşar Kalafat - Hemşinlileri bilinen kadarı ile ana dilleri Türkçedir. Hemşinli olarak bilinen toplumda veya toplumlarda farklı ana dil de var mıdır? Türkçe olmayan bu dilin ismi, ait olduğu dil grubunu biliyor muyuz?

Mehmet Bilgin - Bugün Çamlıhemşin ve Hemşin ilçeleri ile komşu ilçelerde yaşayan ve Hemşinli diye tanımlanan grubun ana dilleri ve konuştukları dil Türkçedir. Bilebildiğim kadarıyla bu topluluğun içinde kendi aralarında ikinci bir dil konuşan bir bölüm yok. Fakat bugün Hopa ve Kemalpaşa ilçelerindeki bazı köylerde yaşayan ve Doğu Hemşinlileri denilen grubun içinde ikinci bir dil var. Bu dilin Ermenice kelimeler içermesi nedeniyle, Ermenice olduğu iddiaları var. Fakat Hemşin dili üzerine çalışma yapan ve kendisi de Doğu Hemşinlilerine mensup olan ve bu dili bilen Remzi Yılmaz ve Yunus Altunkaya gibi bazı araştırmacılar; Ermenice kelimeler içermekle beraber aynı zamanda birçok arkaik kelime de içeren bu dil ile ilgili birçok veri yayınladılar. Yunus Altunkaya özellikle Hopa bölgesinde yaşayan Hemşinlilerin konuştukları dilin Ermenice’nin dahil olduğu dil grubuna ait olmadığını iddia eden bulgularını yayınladı. Konuştukları dilin bitişken bir dil olduğunu ortaya koydu. Oysa Ermenice bitişken bir değil. Altunkaya’nın çalışması yayınlanalı birkaç yıl oldu. Ama Hemşinlilerin konuştuğu dilin bitişken diller grubu olan Ural-Altay dil grubuna yakınlığı görmezden geliniyor. Kitabını yayınladı, sisteme dahil sivil toplum kuruluşları kendisini konferanslar için çağırdı. Ama hemen ertesinde tüm konferansları iptal ettiler. Tek bir yerde konuşamadı. Farklı bir sesin duyulmaması, tartışılmaması için ne gerekiyorsa yapıldı. Bilebildiğim kadarı ile Yunus Altunkaya çalışmalarını hala sürdürüyor. Devletin sayısı her gün artan üniversitesi ve buralarda kadrolu akademisyenleri var. Onlar değil de Yunus Altunkaya. Bir yandan geçimini temin için çeşitli işlerde çalışırken, bir yandan da Hemşinlilerin konuştukları dil ile ilgili ortaya bir tez koymuş ve halen tezini geliştirmek için araştırmalarına devam ediyor. Yanlış anlamayın; devlete ait birçok üniversitenin, kuruluş anlarından itibaren, kadro ve öğrencileri ile birlikte filan etnik grup, falan tarikat ve cemaat diyerek tahsis edildiği ülkemizdeki üniversitelerden ve kadrolu akademisyenlerden boşu boşuna bir şey beklediğim de yok.

Dr. Yaşar Kalafat - Bu toplumun tercih ettikleri belirli meslek dalı veya toplu halde yaşadıkları bir bölge var mıdır, neresidir?

Mehmet Bilgin - Hemşin kimliğini tarihsel olarak oluşturan en önemli öge koyun yetiştiriciliğidir. Bildiğim kadarıyla babamın dedesinin dedesi de esnaftı. Bin sekiz yüzlü yılların son çeyreğinden itibaren, babamın dedesinden başlayarak Humurgân (şimdi Sürmene) çarşısında yüzyıldan fazla süre ticaret yapmış bir aileden geliyorum. Babam, dedesi ve babasından sonra onlardan kalma dük-kanında elli küsur yıl ticaret yaptı. Bir zamanlar Humurgân çarşısının en görkemli, şimdi ise en eski binasında küçük kardeşim geleneği devam ettiriyor. Ben de küçük yaştan beri babamın yanında ticaretle uğraştım. Altmışlı yıllarda Rize ve Trabzon belediyelerinin elektrik direkleri ağaçtandı. En önemli elektrik ve telefon direği sağlayıcısı da babam. Bu nedenle Rize bölgesiyle küçük yaştan bu yana ticari ilişkilerim var. Biz ayrıca başta fındık olmak üzere müstahsilin her türlü üretimini hatta ma-den ve plastik hurdalarını bile alır satarız. Bunların arasında inek ve koyun derisi, keçi kılı ve koyun yünü (yapağı) da var. Babamın Rize’de koyun yünü ve keçi kılı alıp satan Ali Karslı adlı bir esnaf arkadaşı vardı. O’nun, Orta Cami’ye yakın bir dükkanı var. Orada zamanki nalburiye malzemele-rinden olan at nalı ve çivisi dahil köylüye lazım olan malzemeleri satar. Ayrıca köylüden yağ, peynir, yumurta, yün yapağı ve keçi kılı gibi ürünleri alır satar. Ben o zaman daha yeni yetme sayılırım. Tahminen 69-70 senesi idi. Babam bir alışveriş işi için beni Ali Karslıya gönderdi. Ben gittiğimde Ali Karslı dükkanında bir arkadaşı ile dertleşiyor. Konu Hemşin’den büyük kentlere göçün Ali Karslıya yansıması. Hesap defterini arkadaşına göstererek; “Bu defterde sadece Hemşinden 250 sürü sahibinin ismi var. Bunların çoğu sürüsünü sattı. Bugün Hemşinde toplasan 100 sürü çıkmaz. Keçi bakan birkaç kişi kaldı. Köylü üretmezse nasıl olacak bu?” diye dert yanıyor. Benim aklım hala daha o defterde. Defterdeki sürü sahiplerinin isminde. O defter şimdi olsa, sattıkları yünün kilosundan sahip oldukları koyun sayısını bile hesaplanır. Hemşin koyunculuğu üzerine ne güzel bir çalışma olurdu.

Hemşinlilerin bir de gurbetçilik meslekleri var. Hemşin toprakları nüfusu beslemeye yetmediği dönemlerde gurbete çıkılırdı. Osmanlının son döneminde Rus çarlığı toprakları, Polonya, Romanya Hemşinli için gurbet olmuştur. Hemşin konakları gurbette kazanılan bu para ile yapılmıştır. Birçok eski Hemşin camisinde Rusya’dan gelen avizeler hala asılıdır. Hemşinli gurbette aşçıdır, fırıncıdır, pastacıdır, otelcidir. Bu konu ile ilgili Osmanlı Arşivinde ilginç belgeler var. Ciddi bir araştırmacı bunlar üzerinde çalışsa, birçok Hemşinli ailenin Rusya’da hangi şehirde ne iş yaptığını, ne gibi mülkleri olduğunu, bunların o dönemdeki değerini bile bir ortaya çıkartabilir. Cumhuriyet Türkiye’sinde de İstanbul, İzmir hariç başta başkent Ankara olmak üzere tüm Anadolu vilayetlerinin ilk lokantaları, pastaneleri ve halen mevcut pastanelerin çoğu Hemşinlilerindir. Yani şimdi Hemşinliler koyunculukları ile değil, daha çok pastanecilikleri ile biliniyor.

Dr. Yaşar Kalafat - Nüfus ve köy sayıları itibariyle bakımından tanımlayıcı neler söyleyebiliriz. Köy ve kasaba isimlerini biliyor muyuz?

Mehmet Bilgin - Editörlüğünü Peter Alfrod Andrews ve Rüdriger Benninghaus’un yaptığı “Ethnic Groups in the Republic of Turkey” adlı bir kitap var. 1989 yılında Almanya’da Wiesbaden’de yayınlanmış. Bu çalışmada Türkiye Cumhuriyeti hudutları dahilinde 85 etnik grup tanımlanmış. İl ve ilçe bazında kaç köyde mezhepsel farklılıklara, Türk, Arap, Kürt, Zaza gibi etnik bazda yapılan genel sınıflama ile hangi gruplardan kaç aile yaşadığı listelenmiş. Bu grupların yaşadıkları yerler coğrafik koordinatları ile birlikte köy bazında listelenmiş ve Türkiye haritası üzerinde renklerle işaretlenmiştir. Şüphesiz birçok devletin elinde bu listelerin daha ayrıntılısı vardır. Ben bu tür çalışmaların etnik gruplarının gözlerindeki sürmenin hatırına yapılmadığını düşünüyorum. Bir öncesinde, yurdumuzda Amerikan Barış Gönüllüleri diye bilinen bir program uygulandı. İyi bir antropolog olarak yetişmiş barış gönüllüleri bir süre halkın arasında yaşayarak birtakım farklılıklar tespit etti. Daha sonra yayınlanan çalışmalarından barış gönüllülerinin gerçek amaçlarının bu olduğunu anladık. Ama bunları tek başına değerlendirdiğimiz zaman tablonun tamamını göremiyoruz.

Ben milenyum diye karşıladığımız iki binli yılların başında Türkiye’nin hangi bölgelerinde hangi madenlerin bulunduğunu, bu madenlerin bulunduğu yörelerde hangi etnik grupların bulunduğunu ve bu madenlerin işletme ruhsatlarının hangi uluslararası büyük sermaye gruplarının elinde bulunduğunu gösteren haritalar da gördüm. Bu haritalara baktığınız zaman, Türkiye’de Türk milleti adına istenmeyen gelişmelerin niçin olduğunu daha iyi anlıyorsunuz. Maden ruhsatlarının 25 yıllık 50 yıllık gibi uzun süreler için sadece işletme değil, madeni işletmeme hakkı da içerdiğini düşünürseniz bayağı kafa yormanız gerekiyor.

Ayrılıklar veya aykırılıklar öne çıkartılarak, abartılarak oluşturulan yapılar üzerine dostluk ve barış kurulmaz. Nedensel ilişkileri başka türlü açıklayamayız. Ben söyleşi alanımızın dışına çıktığımızı kabul ederek tekrar konuya dönmek istiyorum.

Dr. Yaşar Kalafat - Hemşinli ve Çamlıhemşinli tanımları nereden kaynaklanıyor?

Mehmet Bilgin - Ankara, İstanbul, Bursa, İzmir gibi büyük şehirlerde olanlar, daha yakın dönemlerde göçenler. Hemşin kelimesi bir topluluğun adı olarak bu toplumun yaşadığı coğrafyaya ad olmuştur. Günümüzde Çamlıhemşin ve Hemşin kazalarına ad olmuş. Fakat Hopa ve diğer yerlerde Hemşinlilerin yaşadığı köyler, mevcut adlarının yanı sıra ahalisinden dolayı Hemşinli köyleri diye anılır ve bilinir. Çevrelerinde de Laz köyleri (Lazluk) vardır. Tabi böyle olunca Hemşinliler Türkçeyi sonradan öğrendi iddiası geçersiz kalıyor. Etrafta Türkçe öğretecek bir topluluk da yok. Konuştukları Türkçe birçok arkaik ve eski Türkçeye ait kelime içeriyor. Müslümanlık ise daha çok Arapça kelime öğretir.

Çamlıhemşin Cumhuriyet’ten sonra ortaya çıkmıştır. Osmanlı döneminde vadilerin idari bakımdan yönetimi için tarihsel merkez olan Hemşin, 1924 yılında nahiye olarak Pazar’a bağlanmıştı. Bugün Çamlıhemşin dediğimiz çarşı eskiden Viçealtı denilen yerde küçük bir ticari merkez ve Yukarı Viçe Köyü arazisi içinde bir nokta. 7 Nisan 1953 tarihinde Yukarıviçe Köyü merkez olmak üzere, Ardeşen kazasına bağlı Çamlıca adıyla yeni bir nahiye kuruldu. Çamlıca nahiyesine bağlı olan köyler daha önce Pazar Kazasına bağlı Hemşin Nahiyesine bağlı idi. Fırtına Deresi Vadisi’nin orta ve yukarı kesimi köylerinden oluşan bu nahiyenin adı 6 Aralık 1955 de Çamlıhemşin olarak değiştirildi. 29 Haziran 1957 de çıkan bir kanunla 1 Nisan 1960 da geçerli olmak üzere Çamlıhemşin adıyla ilçe kurulmuştur. Tarihsel olarak Hemşin’in merkezi olan Hemşin Nahiyesi de 1990 yılında ilçe olmuştur. Şimdi Hemşin ismi taşıyan iki ilçemiz var. Ama bu Hemşinli olarak adlandırılan topluluğun yaşadığı köyler mevcut ayrımla örtüşen bir durum arz etmiyor. Bu ilçelere komşu Fındıklı, Ardeşen ve Çayeli gibi ilçelerde de “Hemşin köyleri” diye adlandırdığımız köyler mevcuttur. İdari bölünmenin etnik mevcutla örtüşmediğini biliyoruz.

Hemşinli diye tanıdığımız gruplar, tarihsel olarak Rize ve Artvin illerinin belli ilçelerinde mevcut. Hemşin bölgesinde tarihi büyük yerleşimler var. Bunlar daha sonra yeni idari birimlere bölünmüş. Ama en önemlisi bugün üç köy olarak karşımıza çıkan Hemşin Köyüdür. Fırtına Deresinin en ucunda Kaçkarların eteğinde ve her iki Hemşin bölgesinin dip noktasında bir yerleşim. Bugün idari olarak başka bir bölgeye İyidere’ye bağlı olsa da Cimilde benzer bir konumdadır. Bu iki köy bulundukları noktadan sahile doğru yayılan birçok köyün anasıdır. Başka büyük köyler de var. Viçe, Hala, Çinçiva, Moleviç, Çingit, Zuğa, Bogina, Badara, Meleskur daha birçok büyük ve eski köy ismi var ama şimdi ben bunları sayabilecek durumda değilim. Bilebildiğim kadarıyla, Rize’de Çamlıhemşin ve Hemşin ilçelerinden başka Ardeşen, Fındıklı, Çayeli ve Pazar ilçelerinde de Hemşin köyleri var. Hopa’nın Koyuncular (Zalona), Yoldere (Zürpici), Çavuşlu, Başoba köyleri, Kemalpaşa ve Çamurlu, Karaosmaniye, Osmaniye, Kazimiye, Üçkardeş, Borçka’nın Güreşen ve Çifteköprü köylerinde Hemşinli yerleşimi var. Bunun dışında Düzce ve Sakarya illerimizin değişik ilçe ve köylerinde Hemşinliler var. Bunlar Osmanlının son döneminde Adapazarı-Düzce bölgesine göçmüş ve burada köyler kurmuş. Adapazarı Karasu da Lahana, Açmabaş, Paralı, Kestanepınarı, Koğukpelit, Aktaş, Düzce’nin Karadere, Akçakoca’nın Karatavuk gibi köylerinde Hemşinli yerleşimleri var. Hafızadan başka isim çıkmıyor.

Dr. Yaşar Kalafat - Bu toplum hakkında akademik çalışma yapılmış mıdır? Arşiv belgeleri bu konuda neler demektedir?

Mehmet Bilgin - Bu ayrım, Hemşinli dediğimiz grupların Hemşin bölgesine gelişi, geliş yerleri ve zamanları ile de ilgilidir. Hemşin bölgesinden dışarıya olan göç ve sürgünle ilgilidir. Osmanlı dönemindeki belgelerde, değişik nedenlerle, Hemşin bölgesinden dışarıya göç ve sürgünlerle ilgili bilgiler mevcuttur. Bu da bizi, Hemşin dediğimiz bölgenin doğusunda, Hopa Hemşin’i dediğimiz Hopa, Borçka ve Kemalpaşa ile Batum’un batısına düşen bir alanda Hemşin kökenli köyleri gerçeğine getirir Bunun gerçekleşmesinde bölgede yaşanmış birçok karışıklıklar etken olmuştur. Benim anlayabildiğim kadarı ile iki topluluğun arasındaki coğrafi irtibat, yönetsel amaçlı ve bilinçli bir şekilde kesilmiştir. Hemşinlilerin önemli bir özelliği koyuncu olmalarıdır. Bunu göz ardı etmemeliyiz. Hopa Hemşinlilerine Kaçkar Dağlarında değil de Ardahan - Ardanuç arasındaki Yalnızçam Dağlarında yaylalar verilmesinin nedeni de budur. Hemşin’in doğusuna gönderilen gruba, geleneklere dayanan yaşamsal faaliyetlerini devam ettirebilmeleri imkanı verilirken, bölgede Müslüman olan Hemşinli iki grubun birbirleri ile çatışma imkanı da ortadan kaldırılmıştır. Bir de Hemşinden batıya gönderilen gruplar vardır. Yaşam yerinin farklılığı, çevrede ilişki kurulan toplulukların farklılığı, bazı değişimlere yol açsa da, ben bu farklılığın Hemşinde yaşarken de mevcut olduğunu düşünüyorum. Bunu da geçmişte Hemşinde yaşayan toplumları, onların geçmişte sahip oldukları inançları ortaya koymadan açıklayamayız. Osmanlı ayırımı kabaca Müslüman-Hristiyan diye yapmış ama, Osmanlıdan önce Hıristiyan ama Ortodoksu var, Gregoryeni var, daha öncesine Parliği var, Horumu var. Purimi var.

Dr. Yaşar Kalafat - Her iki Hemşinli kesim veya her iki farklı kimlik anlayışı konusunda yapılmış, tarihi, filolojik, halk bilimi vb. alanlar bakımından yapılmış çalışmalar var mıdır? Bilgi edinmek isteyen kimselere hangi yazar veya yayınlar önerilebilir.

Mehmet Bilgin - Bizde Hemşin toplumu ve bu toplumun sahip olduğu kültürel değerler hakkındaki çalışmaları daha çok Hemşinli yerel araştırmacıların Hemşin sevgisi ile yaptıkları çalışmalar olarak niteleyebiliriz. Yazarları Hemşinli olup da Hemşin kültürünü araştıran açıklayan yayınlar. Bu tür yayınların, yazarlarının tamamı kendi imkanlar ile araştırma yapmış. Ya yazarın kendi imkanları, ya da Hemşinli iş adamlarının desteği ile basılması temin edilebilen ve sayıları bir kaç olan yayınlar var. Bunları incelediğimiz zaman, Hemşinlilerin kendi kendilerini açıklamaya çalıştığını görürüz. Kendileri hakkında ileri sürülen iddiaları kabullenmeyen, buna karşı kendi değerlerinden, yaşamlarından hareketle ne olduklarını anlatmaya çalışan yayınlar. Bu yayınlarda Hemşin kültürünün varlıkları, zenginlikleri açıklanıyor ama daha çok maksatlı iddialara karşı savunma refleksleri olarak kalıyorlar. Son dönemlerde tek tük gördüğümüz üniversite tabanlı araştırmalar var. Bunlar yayınlanmadığı gibi metot olarak bilimselliğe uymalarının ötesinde, çizdiğimiz iki dairenin dışına çıkabilmiş değiller. Ben hepsinin de bir yararı olduğunu düşünüyorum.

Bunların tamamı önemli çalışmalar. Ama birkaç isim zikretmek lazım. Önce Muzaffer Arıcı’nın adını verelim. Hemşin, Hemşinli sevgisine harcanmış bir ömür, bir servet. Kendisini tanıyarak bu tutkuya bizzat şahit oldum. Çok acımasız saldırılara uğradı. Aileden Atatürkçü. Gençliğinde komşu sayılan Şevket Süreyya Aydemir’i tanımış. Aydemir ölene kadar sıcak ilişkileri olmuş bir kişi. Ömrünün son anına kadar inandıklarından hiç taviz vermemiş, hatta bundan ötürü fırınları dahi kapatılmış varlıktan yokluğa düşürülmek istenmiş bir kişi. Bir Hemşin sevdalısı. Ermeni Lobisinin resmi görüşüne karşı olduğu için çok ama çok haksız suçlamalara uğradı. Hemşin için yazanların hepsinden bahsetmek isterim ama burada amaç bu değil. Tarih, dil, folklor çalışmalarının yanı sıra, mezar taşlarından, kitabelerden, köprülerden, konaklara, turizm hedefli tanıtıcı yayınlardan gurbetçi Hemşinlilerin meslek ve uğraşılarına kadar geniş bir yelpaze. Hemşinli şairlerin çok güzel şiir kitapları da var. Kendisini Kaçkar’ın Son Çobanı olarak tanımlamış olan Muzaffer Arıcı’nın çalışmaları önemli. Her Yönüyle Rize ve Her Yönüyle

Rize Şiveleri çalışmaları kadar, Avusturyalı Profesör Karl Koch’un 1843 de ziyaretine ait notları bulup çevirtip yayınlayarak iddialara çok önemli bir cevap vermiştir. Hepsi ait olduğu topraklara olan sevginin ve bu sevgi uğruna yapılan fedakarlıkların ürünü. Bir de Sebahattin Arıcı’nın Dampur Tarihi var. Bunları okumadan hiç kimse Hemşin konusunda konuşmaya, hele yazmaya hiç teşebbüs etmemeli. Türk araştırmacıların diğer çalışmalarını burada anamadığım için emek sahiplerinden özür diliyorum. Son zamanlarda hafızam oldukça zayıfladı.

Bilimsel çalışmalara gelince, yurt dışında yapılan yayınlar, yerli yayınlara göre oldukça fazla. Bilimsel etkinlikler ve yayınlar daha çok yurtdışı kaynaklı. Son yıllarda yayınlanan en önemli yayın Hovann H. Simonian’ın editörlüğünü yaptığı “The Hemşin” adlı kitap. İçinde Hemşin’in tarihi, toplum yapısı, kültürü ve komşu kültürlerle ilişkileri konusunda 15 çalışma var. Çalışmaların hepsi birbirinden önemli. Bunların çoğu dünyaca ünlü Kafkasya ve dil uzmanı tarafından kaleme alınmış. 3 yazı, 2 Türk bilim adamının imzasını taşıyor. Bilebildiğim kadarı ile Hemşin tarihi ile ilgili, dönemsel olarak konuyu ele alan bu tarz bir çalışma bizde yok. Dünyaca ünlü uzmanların yok farzettikleri birçok realite var. Bunlardan biri de Horum meselesi. Bu da Ortaçağ tarihçilerinin işi. Osmanlı dönemi üzerinde arşiv belgelerine dayanarak birçok çalışma yapılabilir. Hemşin konusunda Türkiye’de folklor, dil, coğrafi ve biyolojik özelliklerle ilgili bilimsel kapsamlı birkaç yüksek lisans ve doktora çalışmaları var. Toplam 10-15 tez. Birkaçı Hacettepe’de yapılmış. Hiçbiri yayınlanmamış ve normal bir araştırmacı için bunlara erişim sorunu var.

Dr. Yaşar Kalafat -  Horumlar bir halk mıdır ? Hemşinlilerle soy, dil ve din ilişkisi var mıdır?

Mehmet Bilgin - Hemşin’i bir coğrafya olarak ele aldığımız zaman burada yaşayan insan topluluğunun çoğunluğunun aynı topluluğun devamı olduğunu söyleyebiliriz. Bu topluluk zaman içinde farklı din ve mezheplere mensup olmuştur. Bu bakımdan çok daha eskiden itibaren açıklanmaya muhtaç bir durum. Bu toplum buraya gelirken, o çok eskide kaldığını zannettiğimiz inançları ile birlikte gelmiştir. O inançlar zaman içinde mensup oldukları dinlerin içinde yaşatılmış bir şekilde günümüze de ulaşmıştır. Şifalı suların çevresinde bağlanan teller, sebze bahçelerindeki sırık üstüne geçirilmiş hayvan kafatası veya evlerin saçaklarının köşesine, ana cephelerine veya ana giriş kapısı üzerine asılmış koç ya da geyik kafatasları eskiden gelen inançların en görünür olanlarıdır. Ama biz açıklamalarımız için bir yerden başmak durumundayız.

Ortaçağda toplumlar arasındaki en önemli birleştirici ve ayrıştırıcı neden din idi. Topluluklar, dinlerine göre tasnif edilirdi. Bunun Ortaçağ şartlarında çok gelişmiş örneğini Osmanlı devletinde görüyoruz. Bu Osmanlıda millet sistemi olarak açıklanır. Osmanlı toplulukları dinlerine göre tasnif etmiş. İlk ayrım Müslüman olan ve olmayan. Hukukunu bu tasnife göre şekillendirmiş. Dinine göre ilk tanımladığı millet Rum Milleti. Rum Milleti yani (Doğu) Roma. Birkaç asır sonra ortaya çıkan ve bizim de benimsediğimiz Bizans adlandırması günümüzde var. O zaman Rum deniliyor. Rum Milletinin esası; liderliğini İstanbul’da Fener Patrikhanesindeki Patriğin yaptığı Ortodoks mezhebi inancına sahip olanlar. Ortodoks mezhebinden olanlar Rum milleti olarak tanımlanmış. Bugün Rum'u biz yanlış olarak Yunanlılık zannediyoruz. Ama alakası yok. Rum ayrı, Yunan ayrı. Yunan tüm ortaçağın boyunca olsa olsa Rum'un içinde yer alabilir.

Bu inançta olan ama dili Arapça, Türkçe, Arnavutça ya da Slavca olanların tamamı Rum Milleti. Rum milletinin dini ve sosyal ilişkileri, bakımından Osmanlı alt yönetimi olarak Patrikhane tarafından yönetiliyor. Burada dil önemli sorun, ama sorun bizim zannettiğimiz gibi değil. Ortodoks inancının ve İncilinin dili olan Yunancayı kilise ve papazlar dayatıyor. Küçük topluluklar mecburen benimsiyor. Büyük topluluklar ve özellikle diline ait alfabesi olanlar dil dayatmasına direnebiliyor. Hıristiyan Araplar, Bulgarlar, Sırplar kilisenin dayattığı Yunancaya itirazlarını padişaha iletiyor. Demek ki Ortaçağda din, millet olmanın temelini teşkil ediyor. Din hem dilini hem de alfabesini dayatıyor. Bugün geçerli olan vatandaşlık hukukuna dayalı millet ise yakın dönemlerin ürünü.

Osmanlı toplumunda Rum Milleti gibi Yahudi Milleti, Katolik Milleti daha sonra ortaya çıkan Protestan milletleri var. Aynı yapının içinde bir de Ermeni Milleti var. Osmanlıda Rum ve Ermeni milletini kuran Fatih Sultan Mehmet. Bütün bunlar İstanbul'un fethinden sonra oluyor. Ermenilik bugün algılandığı gibi herhangi bir ırkla örtüşmüyor. Tamamen inanç sistemi olan Hristiyanlığın Gregoryen Mezhebi etrafında bir yapılanma. İçinde çok sayıda Türkçe konuşan, Türkçeden başka dil bilmeyen, Türk ismi taşıyan, Ermeni alfabesi ile Türkçe yazan, Türkçe edebiyatı olan ve Türkçe ibadet eden topluluklar var. Bırak yabancı araştırmacıları, Türk araştırmacılar bile bunları yok sayıyor. Osmanlının son döneminde Batıdan gelen misyonerler, başarı elde edip Ermeni Milleti içinde yayıldıkça Katolik ve Protestan Ermeniler ortaya çıkıyor ki bu Ermeni milleti içinde büyük huzursuzluk ve çatışmalar oluşturuyor. Katoliklerin arkasında Fransa, Protestanların arkasında İngiltere ve Amerika olsa da Gregoryen Ermenilerinin müracaat makamı Osmanlı.

Dr. Yaşar Kalafat - Horum toplumu hakkında neler biliyoruz? Tarih boyunca hangi dinleri hangi şartlar altında tercih ettiler.

Mehmet Bilgin - Özetleyerek konumuza geleceğim ama, bu anlattıklarım bilinmeden yapılan hiç bir açıklama gerçekle örtüşmez. Çünkü çok yanlış algılar var. Biz açıklamalarımıza devam edelim. Bunun bir de Bizans dönemi var ki çoğunun zannettiği gibi değil. Ermeni inancının ve bu inanca sahip Hıristiyanların en büyük düşmanı Bizans. Hatta Ortodoks olmayan tüm Hıristiyanların en büyük düşmanı Bizans. Konsil kararlarını ve Bizans’ın devlet dini olarak şekillendirdiği Ortodoksluğu kabul etmeyenleri kafir kabul eden Bizans, Ermenileri ve Anadolu’da mevcut tüm yerel Hıristiyan inançlarını kılıçtan geçiriyor. Ortodoksluğa geçmeyenlerin kılıçtan geçirildiği, çok kanlı ve vahşi bir süreç.

Putperest Bizans katlettiği Hıristiyan’dan daha çoğunu Ortodoks Bizans olarak katlediyor. Hıristiyanlığın Anadolu’daki ilk taraftarları gibi, Ortodoksluk dışındaki eski Hıristiyan inançlarına sahip yerel mezhepler de yok ediliyor. Bizans’ın kılıcının uzandığı her yerde böyle. Doğu Anadolu’da olan Ermeniler önce Bizans sınırındaki alternatif güç olan ateşe tapar İranlılardan daha sonra Müslüman Araplardan ve daha sonra da Türklerden destek alarak Bizans’ın katliamlarına karşı varlıklarını devam ettirmeye muvaffak oluyorlar. Selçukludan itibaren, II. Abdülhamit dönemine kadar Ermenilerin kadim düşmanı Ortodoks Rumlar, kadim dostu Müslüman Türkler. II. Abdülhamit sonrasında durum değişiyor.

İzninizle özetlemeye devam edeceğim. Tarihsel ve doğal düşman Rum, tarihsel ve doğal dost Müslüman ve Türk. Bu Yahudiler için de aynıdır. Dinsel ve tarihsel düşman Rum, yani Ortodoksluk ve Bizans, dinsel ve tarihsel dost Müslüman ve Türk. Bu gerçek 20.yy ortasına kadar hiç değişmemiş. Yakın bir dönem olarak yaşamamıza rağmen 20. Yüzyılda bu değişimlere kimse kafayı yormuyor. Çünkü gerçekte yorulacak kafa bizim değil. Ne istenirse onu doldurma imkanı var. Kafaları dolduracak şey de en çok dinlerde var. Tarih boyu dinler de bunu yapmış zaten. Her din doldurduklarını korumak için savunma mekanizmaları geliştirmiş. Günümüzde sosyoloji, psikoloji gibi ilimler bu alanları incelemeye başlayınca yeni teknikler, yeni araçlar devreye girmiş.

Toparlayalım. Bizans kafir kabul ettiği Ermeni'nin boynuna kılıcı dayıyor. Ya iman, ya kelle. Esir kitleler Ortodoksluğa iman ediyor. Bu şekilde Gregoryenlikten Ortodoksluğa yani Ermenilikten Rumluğa dönelere Hay-Rum / Horum yani Ermeni Rum deniyor. Bu şekilde Ortodoksluğa iman etmiş birkaç Ermeni Bizans’a imparator olmuş. Philippicus (Bardanes) gibi, Heraclius gibi, Fokas gibi. Ermeni asıllı Horum İmparatorlar bu kadar değil. Bunlar benim ismini hatırladıklarım. Bir de Bizans ordusunda Ermeni (Horum) generaller var. Bu Horum imparatorlar, aynı zamanda en çok Gregoryen katleden ve sürenler. En çok yeni Horum oluşturanlar. Yani çok sayıda Gregoryen’i Ortodoks’a dönüştürenler. Bu katliamlar sadece Bizans-İran ya da Bizans-Müslüman Arap sınırlarında pek etkili olamıyor. Çünkü Ermeniler bu komşularına sığınıyor ya da bunlardan destek alıyor, varlıklarını devam ettirebiliyor. Burada bir tespit daha yapmak lazım. Tarih düz bir çizgi değil. Zorla olanlar gibi gönüllü olanlar da var. Ama kabullenemeyenler ya da sarp, dağlık alanlara sığınıp buralarda inançlarını yaşatabiliyor, ya da İran’a sığınıyor. Bizans imparatoru Maurice, “Ben benim tarafımdakileri Trakya-Balkanlar’a süreceğim, sen de senin tarafında olanları doğuya sür” diyerek İran’a bir anlaşma teklif ediyor. Bunlar 7. ve 8. Yüzyılın olayları.

Selçuklu Türkleri Anadolu’ya gelince Ermenilerin Bizans’a karşı doğal müttefikleri Selçuklu Türkleri. Fakat o dönemde Gregoryen inancına sahip Türk kitleleri de var. Kuzeyden gelmiş olan bu kitleleri Bizans İskit diye adlandırıyor. Bölgedeki İskitlere izafe isimlerin kaynağı da bu. Selçuklu döneminde bile, Anadolu’ya gelen Türk kitleleri Ermenilerle kaynaşıp Ermeni inancını kabul ediyor. Aynı şeyi İlhanlılar dönemi için de söylemek mümkün. Türkçe konuşan, Türkçe ibadet eden bu kitleler konusunda nedense bizde çok az yayın var. Benimde yararlandığım çalışmalar Azerbaycan’da yapılmış. Osmanlı uçlarda faaliyete başladıktan sonra, başkent yaptığı Bursa’da Ermeni var. Tüm Anadolu’da var. Bizans’ın başkenti olan İstanbul’da yok. Fatih İstanbul’u alınca İstanbul’a Ermeni nüfus yerleştiriyor. İstanbul’da Ermeni patrikhanesini kuruyor. Bursa’daki din adamını getirip Patrik yapıyor.

Özetlediğimiz bu açıklamadan sonra artık Hemşin konuşabiliriz. Hemşin coğrafyasında Gregoryen inancına sahip Ermeniler de yaşadı. Bunların önemli bir bölümünün Osmanlı döneminde Trabzon’a yerleştirildiğini biliyoruz. 20.yy başında Trabzon’da mevcut Ermeni nüfusun kaynağı bu. Bir kısmı da 19.yy da çalışmak için Rusya’ya gittiğini ve burada yerleştiği de biliniyor. Bunlardan başka Hopa Hemşinlileri dediğimiz grubun da Osmanlının kıtlık nedeni ile yaşadığı bir karışıklık döneminden sonra Hemşin bölgesinden Hopa bölgesine yerleştirildiğini belgelere dayanarak söyleyebilecek durumdayız.

Ama konu bu kadar basit değil. Çünkü din tarihi bakımdan yaptığımız açıklamalarda Ortodoks, Gregoryen, Horum gerçeğini ortaya koyduk. Tabii uzatmamak adına atladığımız Parlik ve Purim de var. Ama anlatmak istediğim şey için bazı tespitler gerekli.

Dinsel olarak yaptığımız ayırımda tanımlayabildiğim; Rum, Ermeni, Horum bunlar aynı topluluk. Aynı insanlar. Biri gelmiş Gregoryenleri zorla Ortodoks yapmış. Ermenilikten Rumluğa dönelere Hay-Rum / Horum yani Ermeni’den Rum olmuş. Horumlar ortaya çıkmış. Aynı din olsa da iki farklı iman. Sonra bunların bir kısmı Müslüman olmuş. Aynı insanlar. Bunların temel kültür kodları aynı. Din birazını değiştirmeye muvaffak olmuşsa da eski inançlar her grupta da yaşamış. Yani Türkçe, arı ve duru Türkçe yaşamış. Hemşin bölgesindeki Horumlar Hemşin ile sahil arasında yoğun. Dilleri arı duru Türkçe. Ortodoks geçmişlerine rağmen kimse Rum olduklarını, Ermenice bilmedikleri için de Ermeni oldukları iddia edilmiyor. Bu ailelerin bir bölümü Hemşin’de. Hemşin’de olanlar da Türkçeden başka dil bilmiyorlar. Üstelik konuştukları dil Arkaik Türkçe kelimeler içeriyor. Arkaik Türkçe kelimelerin bu bölge insanının konuştuğu dilde mevcudiyetini nasıl açıklarsınız. Okullarda ya da televizyonlarda arkaik Türkçe mi var. Araya dinsel nedenlerle Yunanca, Ermenice, Arapça kelimeler girmiş. Kimse bunlara Türkçeyi Osmanlı öğretti demesin. Çevrelerinde bunlara Türkçeyi öğretebilecek bir topluluk da yok. O zaman gerçekle yüz yüze geliyoruz. Bunlar zaten Türkçeye, eski kültürde sahiptiler. Dış etkenlere maruz kaldıkları ölçüde, ki en önemli etken dinsel etken idi ve buradan konuşulan dile ilaveler yapıldı.

Bunda korkacak bir şey yok. Tabii, din en etkin bir araç. Binlerce yıldır böyle. Din devreye girdiği zaman yok edebildiklerin yok ediyor. Yok edemediklerini dönüştürüyor. Her kilise sadece dini inancını değil, kilisesinde okunan kutsal kitabın dilini de dayatıyor. Gürcü Kilisesi etkileyince Gürcü, Gregoryen kilisesi etkileyince Ermeni, Ortodoks Kilisesi etkileyince Rum oluyor. Bu Müslümanlıkta da aynı. İslam derken Arapça devreye giriyor. Değişme şahıs isimlerinden başlıyor. Kişiler ve yerleşimlere Hıristiyan isimler verilerek takdis ediliyor. Hıristiyanlık yok edemeyeceklerini takdis edip kapsıyor. Her yerin kutsal bir azizi var.

O azizin adı etrafında örülen hikayelerle Hıristiyanlık içselleşiyor. İslam da yerlerin İslamlaştırılması usulü yok. Ama zaman zaman Arapça baskısı artıyor. İslamiyet dini hayatın dışında bir alanda geleneklere de müsaade ediyor. Bugüne kadar dayatılmakta ısrar edilen bazı Arap gelenekleri. Ama son yıllarda yeni İslami akımlar, Hristiyanlar gibi tüm alanları dinselleştirmeye çalışıyorlar. Bu İslamın özünde yok. İslamı şekil ve kabuk haline getiren bu yaklaşımlar, gerçekte Hz. Muhammed’in yıktığı-nı, Hz. Muhammed’in adını kullanılarak tekrar inşa ediyorlar. Aslında yeni dinsel akımların örtünmeden, sosyal mahiyetteki etkinliklerde yaptıklarının tamamı şekil olarak Hıristiyanlığın takliti. Bunu çıplak gözle de görebilirsiniz. Her akımın örtünme ve baş bağlama biçimi var. Şekillerine bakın. Hıristiyan mezheplerine mensup rahibelerinin baş bağlama biçiminin bire bir taklidi. Yeni yapılan birçok camide ve yeni minarelerde binyıldan daha fazla bir sürede oluşmuş çizgilerin dışına çıkılmış. Avrupa da gördüğüm ve 20. yy da yani nispeten yeni inşa edilmiş kiliselerin mimarisine daha yakın, Ana çizgileri ile bu kiliseleri andırıyor. Mimariden bir şey anlamayanda da minarelerin daha çok kiliselerin çan kulesine benzediğini fark edebilir. Şerefesiz, minareler. Ben sadece tespit yapıyorum. Örnekleri yan yana koyduğunuz zaman ortaya çıkan tablo size çok şey anlatır. Yorum yok. Bu kadar.

Dini inanç, içselleştikçe var olan adet ve gelenekleri dönüştürüyor. Ama dönüştüremeyecekleri de var. Bunlar maddi olanlar. Hıristiyanlık bunları vaftiz ederek kapsıyor, yani kutsuyor. Vaftiz ederek ad veriyor, kontrolüne alıyor, hatta etkinliğin başına geçiyor. Maddi yaşamdaki eylem ise onu kutsayan dinden daha eski. Koyuncu yaylacı bir toplum. Yarı göçebe yaşamak zorunda. Koç katımı gibi diğer koyuncu toplumların ortak etkinlikleri var. Yaylacı toplumların, yaylaya çıkış, yayla ortası ve yayla dönüşü gibi topluca yapılan etkinlikleri var. Gelenekler bunları törenselleştirmiş. Aynı şartlarda yaşayan diğer coğrafyadaki topluluklara bak onlarda da var. Çoban aynı çoban, koyun aynı koyun. Eski kültürün taşıyıcısı dil var. Töre var, anane var. Dahası yeni dine göre batıl olan halkın eski inanç-ları var. Bunları yok sayarak Hemşin ile ilgili ne söylesen eksiktir, gerçekle örtüşmez.

Dr. Yaşar Kalafat - Hem Hemşinliler ve hem de Horumlar hakkında çalışmamıza ışık tutabilecek başka neler söyleyebilirsiniz?

Mehmet Bilgin - Hemşinde içinde dolaştıkça daha açıklanması gereken pek çok şey olduğunu gör-düm. Özür dilerim. Ben kendimi tekrar etmeyi hiç sevmiyorum. Bu bana kendimi inkar etme gibi geliyor. “Karadeniz’de Postmodern Pontosculuk” adlı kitabımda “Hemşin’in Gizemleri” başlığı ile bir yazı var. Bu yazıda Hemşin ile ilgili bazı noktalara dikkat çektim. Bunları yok sayamayız. Bunlara ilave olarak söylenecek birkaç şey daha var. Onları burada söyleyeyim. Bunlardan biri de Hubyarlardır. Hubyarlar, tarihi Hemşin nahiyesi ve kazasının merkezi olmuş Zuga Köyünde yaşıyor. Bugün Hemşin ilçesinin Çamlıtepe, Hilalli ve Sefali köyleri. Alevi-Bektaşilerin Hubyar Sultan ocağı ve Hubyar köyleri meşhurdur. Bunu yok sayamazsınız. Açıklamak zorundasınız. Sahilden gelip Kaçkarları aşan yolların kilit noktasında bir İskit (Üsküt) Dağı var. Bu da aynı. Biraz genişçe bölgede Demirkapı adını taşıyan yer isimleri, İskit Dağı kadar önemlidir. Hemşin’de köy isimlerinden çok önemli olan bu köyleri oluşturan mahalle isimleri. Çünkü bunların çoğu o mahalleyi teşkil eden topluluğun isminden kaynaklanıyor. Mesela Hemşin’de bir Haytalar ailesi var. Şavşat’ın sınıra yakın Pınarlı Köyü’nde de Haytalar mahallesi var. Başka yerlerde de var. Ben bu şekilde izah edilmeye muhtaç durumlara “Gizem” diyorum. Kısaca Hemşin’de gizemler çok. Benzeri konularda çalışmalarım devam ediyor. Kendi imkanlarıma sürdürdüğüm bu çalışmanın ne zaman biteceğini hatta bitip bitmeyeceğini de bilemiyorum.

Bu nedenle çalışma yapanlara katkım olsun diye bunları paylaşıyorum. Ama bunlar buzdağının su üzerinde görünen kısmının küçük bir parçası. Su yüzünde gördüğümüz ve tanımlamaya çalıştığımız çok daha büyük bir kısım var. Orada Hemşinli dediğimiz toplumun bölgeye gelmesi, çevreye dağılmasından çok daha çetrefilli duran, Kıpçakların bölgeye yerleşmesi, Karakoyunlu ve Akkoyunlu oluşumlarından bölgede yerleşip kalanlar, Çadır kubbeli kiliseleri kuran, bu kiliselerin mezarlıklarındaki mezarlarına koç koyun heykeli şeklinde mezar taşları koyanlar. Cengizhan bakiyesi İlhanlılarla, o çağın en büyük tüccarları olan Venediklilerin bölge üzerinden münasebetleri. Ermeni harfleri ile Türkçe yazan, Türkçe ibadet edenler gibi. Bir de buzdağının suyun altında kalan kısmı var. Kaçkarların doğu uzantısı Marsis’te rahmetli Servet Somuncuoğlu’nun ortaya çıkardığı damgaların bulunduğu bir alan var. Benim de ziyaret ettiğim bu alan Sibirya’dan orta Avrupa’ya kadar, Kars’tan, Denizli’den Hakkari’ye kadar birçok alanda tespit edip TV de yayınladığı alanlara eş bir alan. Bu alanda kayalar üzerine resmedilmiş damgalar var. Açıklanması gereken bu damgalara, sizinle daha önce konuştuğumuz ve bölgede mevcut Demirkapı isimlerini ekleyin. Bu Demirkapı, hani Ergenekon’dan çıkmak için eritilen demir dağ var ya o. Yani belli bir alandan, belli bir sınırdan çıkış yeri. Bugünkü anlamıyla sınır kapısı. Kafkasları kuzey güney istikametine geçen iki doğal yolun güneydeki ucunda da iki Demirkapı var. Birisi Demirkapı-Derbent. Şavşat’ta hududa yakın Ilıca Köyünde de bir Demirkapı Mahallesi var. Of’ta denize dökülen Solaklı Deresinin oluşturduğu vadinin ucunda, Bugün Çaykara-Uzungöl’ü besleyen ana kolun oluşturduğu vadinin güneyinde de bir Demirkapı var. Bu yer günümüzde önemsiz görünse de geçmişte çok önemli. O noktanın doğusunda Osmanlı döneminin başlangıcında bir nahiye merkezi olmuş Kabahor var. Trabzon İspir arasında bir merkez. Bugün sönmüş bir merkez. İsmi yayla ismi olarak kalmış. Osmanlı döneminin başlangıcında Of’a bağlı. İspir bölgesi fethedildikten sonra İspir’e, yani geçmişte ait olduğu birime bağlı. Suyun üstü, suyun altının devamı. Resmin bütününü gösterebilirsek açıklamalarınız gerçekle örtüşür. Açıklamalarınız, kendisinin olmayan kafalarla dolaşanlar tarafından kabul görmeyecek olsa da, resmin bütününü bilmeyenlere de absürt gelebilir. Bu nedenle daha önce başladığım Hemşin konulu yazma eylemini durdurup, Hemşin üzerine araştırmalarımı biraz daha sürdürme kararındayım. Teşekkür ederim.

Dr. Yaşar Kalafat - Teşekkür ederim sayın Hocam.

Röportaj: Dr. Yaşar Kalafat

Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net’in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

*Bu röportaj Turan İlim Medeniyet ve Fikir dergisinin 28. sayısında (2016) yayımlanmıştır.

Karadeniz Yemekleri

Gezi & İnceleme

Karadeniz Tarihi

Karadeniz Tarihi
Karadeniz Tarihi ile ilgili en geniş bilgiler Serander.Net'te!

Karadeniz Folkloru (Halk Bilim)

Karadeniz Folkloru (Halk Bilim)
Karadeniz Halk Kültürü ile ilgili bilmedikleriniz Serander.Net'te!

Gezi & İnceleme

Karadeniz Gezi & İnceleme
Karadeniz hakkında Gezi İnceleme yazılarıyla çok şey bulacaksınız.

Karadeniz Türküleri

Karadeniz Türküleri
Karadeniz Türküleri ile ilgili en geniş bilgiler Serander.Net'te!

Röportaj ve Söyleşiler

Röportaj & Söyleşi
Röportajlarımız ve Söyleşilerimizi keyifle okuyacaksınız...