Serander.Net | Karadeniz Kültürü... Karadeniz tarihi, kültürü ve folkloru!

Çar10222014

Son GüncellemePaz, 24 Ağu 2014 1pm

Back Buradasınız: Ana Sayfa Röportajlar İbrahim CAN ile Karadeniz Müziği Üzerine Söyleşi

İbrahim CAN ile Karadeniz Müziği Üzerine Söyleşi

İbrahim Can

Geçtiğimiz günlerde kendisine misafir olduğumuz TRT Sanatçımız İbrahim CAN ile Karadeniz Müziği üzerine söyleşi yapma fırsatını yakalarken, kendisini de daha yakından tanımış olduk...

Meftun Şengün: İbrahim Bey, öncelikle sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz? Bizlere biyografik anlamda kısa da olsa kendinizden bahsedebilir misiniz?

İbrahim Can: Tabii ki, Trabzon’un Beşikdüzü ilçesine bağlı Akkese köyünde dünyaya geldim. İlköğretimimi burada tamamladıktan sonra Beşikdüzü Öğretmen Okulu’na girdim. Burada eğitimime devam ederken 4. sınıftan sonra Trabzon Öğretmen Okuluna geçiş yaptım, mezun olduktan sonra da KTÜ Fatih Eğitim Fakültesine giriş yaptım.

Ortaöğretim Öğretmeni olarak mezun olduktan bir süre sonra TRT tarafından Türkiye genelinde açılan sınavlara girdim. Sınavlar neticesinde Radyo’ ya giriş yaptım. 25 yılı aşkın bir süredir TRT İstanbul Radyosunda Sanat yaşamıma devam ediyorum. Evliyim ve iki çocuk babasıyım, halen daha İstanbul’da yaşamımızı sürdürmekteyiz.

Meftun Şengün: Ben hemen şunu sormak istiyorum, Sanat yaşamınıza başlamada, daha doğrusu Müziğe ilk adımınızı atmanızda üzerinizde etkisi bulunan, sizi teşvik eden isimler oldu mu?

İbrahim Can: Şöyle söyleyebilirim, tamamen ailemin ve çevremin etkisi olmuştur. Aile bireyleri olarak özellikle de babam (Hasan CAN) müzikle ilgiliydi. Babam hem iyi türkü söyler hem de iyi horon oynardı. Devrin Kemençe Üstâdları Katip ŞADİ, Koryanalı Hüseyin KÖSE, Aluğun Kazım (Kazım GÜLBAHAR) gibi isimlerle iyi dostlar idi. Bizim kulaklarımız onların ezgileri ile doldu. Çocukluğumuzda Mehmet Sırrı ÖZTÜRK, Ali CİNKAYA, Bahattin ÇAMURALİ, Maçkalı Kara Haydar, Hasan TUNÇ gibi isimlerin nağmeleri ile büyüdük. Babam, yöremiz kültürünün haricinde o dönemlerin radyolarında ve plaklarındaki popüler kültürü de çok iyi bilen ve ailemize yansıtan bir kişiydi. Kendisinin dönemin ünlü bağlamacılarından ve ses sanatçılarından Ankaralı Bayram ARACI ile bir dostluğu vardı, yine vatani görevi esnasında Ürgüplü Refik BAŞARAN ile İkinci Dünya Savaşı sırasında beş yıl yan yana askerlik yapmış bir insandı.

Bu nedenle Orta Anadolu Kültürünü de iyi bilmekteydi. Ailemizde saz çalınıp türküler söylenirken bizde bu durumdan etkilenmiş olduk. Benim türkü söyleme maceralarım İlkokul yıllarımda başladı. Bilindiği üzere o yıllarda Köy Enstitülerinin Kültürel faaliyetleri okullarda devam ediyordu, ben de Beşikdüzü Öğretmen Okulu’nda hem çok sesli korolarda yer alıyor hem de solistlik yapıyordum. Trabzon’a gelince de o zamanlar Trabzon Liselerinden Yetişenler Cemiyetinin (TLYC) Halk Müziği Korosuna girdim. Burada yer aldığım çalışmaların bana çok katkıları oldu, çok değerli hocalarla çalışma imkânı buldum.

Trabzon olarak Yurttan Seslerin alt yapısını oluşturacak ve takipçisi olacak yerel Yurttan Sesler Topluluğunun Radyo’yu kazanmamda bana çok faydası oldu. Burada değerli hocalarımızdan Bağlama üstadı ve yapımcısı Necdet MURATHANOĞLU gibi Ünal ÖZEL gibi isimlerin yanında Ahmet ÖZDEMİR ve yine Sanatçı arkadaşlarımızdan İhsan EYÜBOĞLU gibi isimlerle birlikte Yurttan Sesler olarak yörede bir takım etkinlikler yaparak birçok konserler verdik. Sonrasında da biraz evvel de söylediğim gibi 1980’ de sınavları kazanarak Radyo’ ya girmiş oldum.

İbrahim Can

Meftun Şengün: Bugüne kadar yapmış olduğunuz çalışmalar hakkında bizlere biraz bilgi verebilir misiniz?

İbrahim Can: Şu ana kadar yapmış olduğum on bir adet albüm çalışmam bulunmakta. Bunun yanında ilk Televizyon programına TRT ile ilk defa 1982 yılında Yurttan Sesler ile birlikte çıktım. “Atmacayı Vurdular” isimli eserle birlikte 1984’de yine TRT Televizyonunda yer aldım. Tabii bu süreç ile birlikte 25 yıldır gerek Radyo’da gerek Televizyon’da olsun birçok programa katıldım, bunun yanında yine kendi yaptığım programlar da oldu.

Dışarıdan birçok özel çalışmalarda da yer aldım. Yurt dışında, World müzik yani Dünya Etnik müziklerinin ortak bir çalışmasında eserlerimden biri yayınlandı. Yine bu topluluğun bünyesinde Hollanda’da, Norveç’te, İrlanda ve K.İrlanda’da Karadeniz Kemençe Kültürünü ve bununla paralel olarak Türk Kültürünü tanıtmaya yönelik bir dizi konserler yaptık. Bunların yanında yine yurt içi ve yurt dışı konserler çalışmalarımız olmaktadır.

Meftun Şengün: Bu konudan bahsederken bugüne kadar yapmış olduğunuz albümlerle ilgili bir sorum olacak, bu albümler içerisinde en çok beğendiğiniz albümünüz hangisi oldu? Ya da böyle bir kıyaslama yapabilir misiniz? Yapmak istediklerinizi tam olarak gerçekleştirebildiniz mi?

İbrahim Can: Hiçbir zaman albümlerim arasında bir kıyaslama yapmadım, daha doğrusu albümlerim arasında böyle bir ayrım yapmam. Ama şunu yaparım, geriye dönük olarak albümlerimi eleştirebilirim. Bilirisiniz, insanlar hayatta bir takım çalışmalar yapar ve bu çalışmalar sonucunda kendisinin beğendiği şeyler vardır bir de toplumun algıladığı şeyler vardır. Bazen toplumun algıladığı şeyler sanatçının algılaması ile aynı da olmayabilir.

Bunu ben bir merminin namludan çıkışına benzetirim, böyle bir durumda geri dönüş yoktur. Yapılan çalışmaları hataları ve sevapları ile birlikte kabul etmek gerekir.

Yalnız 1986’da yaptığım “Atmacayı Vurdular” isimli albüm hala daha günümüzde modern bir çalışma olarak durmaktadır. Bugün bulunduğum nokta itibari ile Karadeniz’e öncülük eden bir sanatçıyım. İnsanımızın klasik beklentisine değil geleceğine yönelik, ufkunu açıcı anlamda yerel değerlerimize sadık kalarak birçok işler yaptım.

Mesela, toplumumuzda müzikal arabeskleşmeye karşı Fuat SAKA ile “Adı Güzel Cemile” isimli bir albüm yaptık, çok da güzel bir albüm oldu. Bu albümü “Dünyadaki hangi müzik aletini kullanırsak kullanalım, fakat albümdeki yerel otantizmi bozmayalım” anlayışı ile yaptık. Albümde Obua, çello ve klarnet gibi müzik aletleri kullanıldı ama eserleri albüme otantik şekilde okudum. Kemençeyi bir arabesk Keman gibi kullanmak yerine, bir çello’yu Kemençe tavrı ile çalmak bence daha ahlâklı bir davranıştır.

Meftun Şengün: İbrahim CAN için Karadeniz Müziği deyince nasıl bir tanım akla gelmektedir? Sizin için Karadeniz Müziği nedir?

İbrahim Can: Karadeniz Müziği öncelikle dünyanın kabul etmiş olduğu bilimsel bir değerdir. Bilimsel değer nedir dersek, Folklor yani Halk Bilimi toplumların o ana kadar olan yaratılarını tarihsel süreç içerisinde doğru bir şekilde algılayıp yarınlara sağlıklı bir şekilde yürümesini sağlamaktadır.

Biliyorsun ki, toplumları etkileyen iç ve dış etkenler vardır. Örneğin buharlı gemilerin icadı ile beraber ipek yolunun gemicilerle açılması, denizciliğin İstanbul-Trabzon havzasına akması Karadeniz Kültüründe çok büyük bir açılım sağlamıştır. Bizleri daha fazla denizci yapmıştır, bu durumun beraberinde getirdiği müzikal katkılar var, bizim ise bu yolla Batı’ya doğru olan bir iletişimimiz var. Bu yolla Marmara ile Zonguldak ile tanışmışız. O taraflara doğru kültürümüz hem taşımış hem geri getirmişiz.

Bu çerçeve içerisinde Karadeniz Müziğinin bir ruhu vardır. Bu ruh pozitif dediğimiz ilerici, atılımcı, hareketli ve hayatın her alanında olan bir ruh. Bütün Anadolu’da olduğu gibi bizlerde de düğünler var, şenlikler var, ölümler var. Ama bizler hayatın her alanına bardağın dolu tarafından bakarken son dönemlerde biraz da dış etkenlerle müziğimizi Güney Doğululaştırmaya çalışıyoruz. Karşımıza bardağın boş tarafını daha çok görerek olaylara daha hüzünlü bir şekilde ahlarla, eyvahlarla bakılmaya başlanılan bir portre çıkmaya başladı. Bu da bizim toplumumuzda “Ben yaparım, ben başarırım” olarak bizlere yansıyan özgüveni yok edici bir yaklaşımdır. Ben yaptığım müzikte bundan uzak durmaya çalışıyorum.

İbrahim Can

Meftun Şengün: Şu ana kadar müzikal anlamda gerçekleştirmek istediğiniz çalışmalarınızı tamamlayabildiniz mi? Bundan sonrası için yapacak olduğunuz farklı çalışmalar olacak mı?

İbrahim Can: İnsanlar yapmış oldukları çalışmalar ile daha da olgunlaşmaktadır. Bu olgunluk ile belirli bir süre sonra insanlar yaptıklarını daha az beğenmeye başlıyor. “Keşke şunları da yapmasaydım” yerine “Şu ana kadar ne yaptım, nerelerde hatalar yaptım” diyerek bu hatalardan arınarak ya da “Geçmiş kulvarda neler yaptım, yarın neler yapabilirim” düşüncesi ile bunun bir analizini her zaman yapıyorum.

Tabii yaşımız müzikal anlamda genç. Şu anda bir olgunluk dönemi içerisindeyiz. Ama Türkiye’de sadece senin, benim çalışmam yetmiyor. Türkiye’de müzikal anlamda bir takım sıkıntılar var. İfade biçimi, teknolojinin gelişimi, müzik piyasasının dar boğaza girmesi, ekonomik olarak bu işlerin büyük sponsorlarla yürümesi gibi bir durum söz konusu.

Biz de tabii ki suyun nereden yol bulacağını araştırıyoruz, bazı projelerimiz elbette var. Bunlar çok büyük projeler olmasa da kendimize yönelik, kendimizi ifade edici ve toplumun bizi beğeneceğini ummaktan öte, topluma önderlik edici bir şeyler yapmak istiyoruz. Bu projelerden şimdilik bahsetmek istemiyorum. Çünkü bahsettiğiniz andan sonra kenarından, köşesinden iğdiş ediliyor ve başka bir şekle dönüşerek söylem olarak istediklerimiz yapılamaz bir duruma geliyor.

Meftun Şengün: Hazır bu konu üzerinde devam ederken bir de şu soruyu sormak istiyorum, albümlerinizi dinlediğimizde her birinde Anadolu’dan okuduğunuz eserler olduğunu görüyoruz? Bunun yanında bir de şunu eklemek istiyorum, kendi müziğimizin Anadolu’nun diğer bölgelerindeki yerel müzikler ile arasında ne gibi farklılıklar bulunmaktadır?

İbrahim Can: Ben, Doğu Karadeniz Kültürünü yoğun olarak yaşadığım için daha çok o yöreyi yansıtmaya çalıştım. Ama benim bir de görünmeyen aynı oranda üzerinde çalışmalar yaptığım Anadolu müziği var. Bizler sadece Doğu Karadeniz’de ya da Karadeniz’de yaşayan insanlar değiliz. Türkiye’nin her yerinde yaşıyoruz. Bizim neslimiz Atatürk Cumhuriyetinin neslidir. Atatürk Cumhuriyetinin en önemli kurumlarından birisi de “Yurttan Sesler” dir.

Yurttan Sesler, toplumu daha çok bölgeleri ile öne çıkaran değil, Türkiye’yi öne çıkaran ve bölgeleri birbirine yaklaştıran bir anlayışa hâkimdi. Son dönemlerde ise daha çok bölgeleri birbiriden ayıran, farklılıkları öne çıkaran “Siz birbirinizden uzaksınız” anlayışı söz konusu. Tabii Yurttan Sesler’de biz bu birleştirici özelliği yaşadık. Bununla birlikte Anadolu insanının birbirine ne kadar yakın olduğunu görmüş olduk. Bugün ben Cumhuriyet neslinin bir bireyi olarak kendimi Türkiye’nin müziğini oluşturan bir takımın olduğunu düşünürsek, o takımın bir bireyi olarak görüyorum.

Müzikal farklılıklar olarak, yöresel farklılıklardan ve müzikal bir zenginlikten bahsedebiliriz. Bir Harput’taki zenginliği, bir Orta Anadolu’daki bağlamada yer alan müzikal ses aralığını bizim Kemençede göremeyebilirsiniz. Ama Kemençede bir oktav genişliği içindeki çok sesliliği, renkliliği ve pozitif bir müzikal yapıyı görebilirsiniz. Ben hep şöyle anlatıyorum, Anadolu’daki insanlar birbirlerine ne kadar benzediklerini türkülerden, manilerden yola çıkarak algılayabilir, ne kadar ortak yönlerimiz olduğunu görebilirler.

Türkiyemizin de şöyle bir güzel yanı vardır; İster Karadeniz olsun, ister Orta Anadolu olsun, ister Ege olsun, İster Doğu Anadolu, Balkanlar, Trakya olsun misak-ı milli sınırları toprakları içine dahil olsun olmasın, Türk’ü ilgilendiren coğrafyadan bahsediyorum, biraz evvel de verdiğim örnekteki gibi Türkü namludan bir Karadeniz türküsü gibi çıkar ama “Divane Aşık” gibi dolaşır yollarda ve bir Güney Doğulunun da türküsü olur artık.

Meftun Şengün: İçinde bulunduğumuz bir Kültür yozlaşması var maalesef, ister Kemençe’de olsun, ister Folklorumuzda olsun… Bu konuda neler söyleyebilirsiniz? Bu anlamda ne tür çalışmalar yapılabilir?

İbrahim Can: Eskiden Köy Enstitülerinde öncelikle toplumu tanıma vardı. Yani bir çocuk önce hayvanı tanıyordu, toprağı tanıyordu. Kendi yöresinin bir ferdi oluyordu. Daha sonra bunun üzerine Batı kültürünü de öğreniyordu. Böylelikle orada bir harman oluşuyordu. Bugün okullarımızda bir Kemençe dersi yok, bir folklor dersi yok. Üniversitelerimizde bu anlamda doğru düzgün bilimsel anlamda bir veri toplama çalışması yok.

Karadeniz’de nerede bir Üniversite var ki, o Üniversitenin bir orkestrası olsun da bölgemizin bütün renklerini, değerlerini sergilesin? Bu anlamda Karadeniz’de sizler müzikal anlamda seslendirmelerle, görsel anlamda sunumlarla bu tarz çalışmalar yapan bir kuruma rastladınız mı? Hayır… E haliyle ne oluyor, böyle beslenmeyen ve toplumdan kopuk olan bir eğitim anlayışı ile yarınlara küreksiz, dümensiz ve yelkensiz bir sandala dönüşür kalırsınız.

Onun için yozlaşma çok doğal. Yozlaşma sadece içeriden değil aynı zamanda dışarıdan da dayatılan bir şey. Türkiye Cumhuriyetinin Ulusal birliğini sağlayan türkülerimizin Türkçe olması bile yadırganmaktadır. İşte biri geliyor “ben türkü okuyacağım” diyor. Ne okuyacaksın dediğinizde şu dilde ya da bu dilde şunu okuyacağım diyor. Türkü nedir, Türkü Türk’ün söylediği, Türk’e has olan bir terimdir. Bunun dışındakilere farklı dillerde ezgi diyebilirsiniz, ama türkü diyemezsiniz.

Farklılıklar vardır, fakat bu farklılıkları fazlaca öne çıkardığınız zaman türküler aşağıya doğru batmaktadır. Buna direkt olarak belki yozlaşma diyemeyeceğim ama bu farklılaşma ve zenginlik güzel olabilir ama toplumun kaynaşmasını sağlayan özelliklerin de bir yerde önünü kesmektedir.

Hatırlayın, bundan belki otuz sene öncesine gidersek her sene bir türkü meşhur olurdu. Bu sene hangi türkü meşhur oldu? Ya da geçtiğimiz bir iki sene önce meşhur olan bir türkümüz oldu mu? Hangi albüm meşhur oldu? Yok. Niye, çünkü artık çalışma yapmak ve albüm çıkarmak zor, tanıtmak zor. Türkü üretenler artık bu iş paralı bir meta haline getirdiği için bakıyorsunuz bir Güney Doğu türküsünü Kemençeye uyarlayıp bize satabiliyorlar. Bakıyorsunuz bir Pop Müzik sanatçısı eserin giriş kısmında Kemençe çaldırıyor ama Pop okuyor. Böyle bir kaotik ortamı yaşıyoruz.

İbrahim Can ve Meftun Şengün

Meftun Şengün: Çok teşekkür ederim, yoğun bir çalışma temposu içerisinde bize vaktinizi ayırıp misafir ettiniz, ben sizin daha fazla vaktinizi almadan son olarak söylemek istediklerinizle birlikte, kültürümüze ve müziğimize merak duyan herkese vermek istediğiniz mesajlar var ise onları alabilir miyim?

İbrahim Can: Ne demek, şöyle söyleyeyim; öncelikle kökleri araştırmak lazım. Ondan sonra bu köklerden yararlanmış sanatçıları dinlemek lazım, bu köklerin üzerine neler katmışlar bakmak lazım. Daha sonra ise insanın kendi içerisinde tartışarak doğru bir biçimde kendi müziğini oluşturması lazım. Çünkü zaman ve çağ değişiyor, her şeyin bir şekilde çağa ayak uydurması lazım. Yeni gelişen teknolojiye ve anlayışa göre uyumlu çalışmalar yapılması gerekiyor. Sanat sadece bir Müzik değildir, mimari de bir sanattır. Evrensel bakış açısı müzikte ne ise mimaride de odur.

Bugün Giresun’a yeni bir bina yapılacaksa sanatı gelişmiş bir mimar oraya özgü bir proje çizerken Giresun’un yerel özelliklerini de o projeye giydirir, giydirmesi de gerekir. Oraya bir Japon ya da İrlanda tarzı bina inşa edemezsin. Bu durum müzikte de böyle, müzikal bir çalışma yapacaksan Ataların Kemençeyi nasıl çalmış, ritim yapısı nedir diyerek buradan yola çıkarak hangi ezgileri ve hangi dörtlükleri kullanmış, nasıl yalın bir halde kullanmış bunları keşfetmek gerekir. Anlatımı kolay, karşı tarafın sizi anlayabileceği ve sizin onları coşturacak, duygulandıracak şeyleri yakalamanız gerekir.

Bakın bugün Kemençe bir Kemane gibi çalınır oldu, sadece çift sese basarak Kemane gibi çalınıyor. Horon havaları çalınırken bir bakıyorsunuz durum düzelir gibi oluyor, sonrasında bir bakıyorsunuz horon gevşiyor. Özelikle de dikkat ediyorum, gurbetçi olan gençlerimizde bu durum fazlaca söz konusu, lehçelerini Doğu Karadeniz’in hangi yöresidir belli olmayan bir yöresine benzeterek ağdalı, ağdalı içeriği çok oturmayan bir şeyler yapılıyor. Bu durumu iyi tahlil etmek gerekiyor. Kendi müziğini yaparken hedefini iyi koyacaksın, yerelden evrenselliğe ulaşmak istiyorum dediğin zaman önce yerelleri araştıracaksın, buna göre bir alt yapı hazırlayacaksın. Bu düzen üzerine modern sazlardan da yararlanacaksın ama ana sazlarını başköşeye koyarak yoluna devam edeceksin.

Meftun Şengün: İbrahim Bey, bu güzel söyleşi için size çok teşekkür ediyoruz.

İbrahim Can: Ben de sizlere teşekkür eder, bundan sonraki çalışmalarınız için başarılar dilerim.

Röportaj ve Fotoğraflar: Meftun ŞENGÜN (10 Eylül 2007 İstanbul)

Her hakkı saklıdır. Bu röportaj metni ve fotoğraflar Serander.Net’in izni olmaksızın kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Karadeniz Yemekleri

Gezi & İnceleme

Karadeniz Tarihi

Karadeniz Tarihi
Karadeniz Tarihi ile ilgili en geniş bilgiler Serander.Net'te!

Karadeniz Folkloru (Halk Bilim)

Karadeniz Folkloru (Halk Bilim)
Karadeniz Halk Kültürü ile ilgili bilmedikleriniz Serander.Net'te!

Gezi & İnceleme

Karadeniz Gezi & İnceleme
Karadeniz hakkında Gezi İnceleme yazılarıyla çok şey bulacaksınız.

Karadeniz Türküleri

Karadeniz Türküleri
Karadeniz Türküleri ile ilgili en geniş bilgiler Serander.Net'te!

Röportaj ve Söyleşiler

Röportaj & Söyleşi
Röportajlarımız ve Söyleşilerimizi keyifle okuyacaksınız...