Serander.Net | Karadeniz Kültürü... Karadeniz tarihi, kültürü ve folkloru!

Cum03242017

Son GüncellemeCts, 25 Şub 2017 8pm

Back Buradasınız: Ana Sayfa Röportajlar Tiyatro Sanatçısı Sermin HÜRMERİÇ ile Söyleşi

Tiyatro Sanatçısı Sermin HÜRMERİÇ ile Söyleşi

Sermin Hürmeriç

Devlet Tiyatrolarına yıllarını vermiş usta bir oyuncu… O’nu ilk olarak Kaynanalar dizisiyle tanıdık. Özellikle Eşkıya filmindeki Keje ve Ekmek Teknesi dizisindeki Ayhan hanım rolleriyle de karşımıza çıktı...

Muhsin Bey filminde ise adından sıkça söz ettirdi. Tiyatro’da Necati Cumalı’nın “Nalınlar” oyunu ile Sanat Sevenler Derneği tarafından en iyi kadın oyuncu, “Son” filmindeki performansıyla 2002’de Sadri Alışık en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülüne layık görüldü.

Bir çoğumuzun Trabzon doğumlu olduğunu bilmediği Sermin Hürmeriç Muhsin Bey filminin ardından Şener Şen ile evlenirken, yine bir hit Şener Şen filmi olan Eşkıya'dan sonra 11 yıllık evliliğini sonlandırdı.

Sinemanın popülerlik, tiyatronun ise yaşam biçimi olduğundan bahseden Sermin Hürmeriç’le gerçekleştirdiğimiz röportaj sayesinde kendisini daha yakından tanıma fırsatını yakaladık. Dünü ve bugünü konuştuk. Bazen güldük bazen düşündük... Deyim yerindeyse hayatını tiyatroya vermiş olan Sermin Hanım ile yaptığımız röportajı sizlerle paylaşıyoruz...

Tiyatro Sanatçılarımızdan Sermin HÜRMERİÇ ile Söyleşi

Meftun Şengün: Sermin Hanım, öncelikle kendinizden biraz bahsedebilir misiniz? Sizi daha yakından tanıyabilir miyiz?

Sermin Hürmeriç: Trabzon’da doğdum. Babam subay olduğu için sık sık çıkan tayinleri nedeni ile gittiğimiz hiç bir yerde uzun süre kalamadık. Sürekli olarak bir okulda okuduğum olmamıştır, çocukluk anılarımı ve arkadaşlarımı bir bütün olarak hatırlayamam. Yaşadığımız bazı sıkıntılar olsa da bu durum bende farklı bir birikim yarattı. Farkında olmadan çokça gözlemler yapmış oldum ve ilerleyen yıllarda bu kadar çok değişik yerlerde yaşamanın ve insan görmenin bana çok yararlar sağladığını gördüm. Canlandırdığım karakterlerde, tiplemelerde çok faydası oldu. Babamın emekli olmasından sonra özellikle Üniversite eğitimimiz için aldığı bir kararla uzun bir müddet yaşayacak olduğumuz Ankara’ya yerleştik. Lise ve Üniversite eğitimimi Ankara’da tamamladım. Ankara Kız Lisesini bitirdikten sonra Devlet Konservatuarları sınavlarına girerek başarılı oldum. 1970’de Devlet Tiyatroları kadrolarına katıldım. O günden bu yana da Devlet Tiyatroları kadrolarında çalışmaktayım. İki çocuk annesi olarak halen İstanbul’da yaşamıma devam ediyorum.

Sermin Hürmeriç

(Tiyatro Sanatçılarımızdan Sermin Hürmeriç)

Meftun Şengün: Tiyatro’yu tercihiniz nasıl oldu, size bu konuda etki eden bir isim oldu mu?

Sermin Hürmeriç: Ankara Kız Lisesinde okurken Bilge isimli bir sınıf arkadaşımın vesile olmasıyla Tiyatro ile tanıştım. Bilge’nin liseyi bitirdikten sonra Konservatuar sınavlarına gireceğini biliyordum. Bilge’ye Konservatuarla ilgili bazı sorular sorduktan sonra, bana uygun olduğunu düşünüp ben de Konservatuar sınavlarına girmeye karar verdim. Sınava girmek için beklerken o dönemde okulun müdürlük görevini yapan Muhsin Bey beni gördü ve “Kızım sen ne için bekliyorsun?” dedi. Ben “Arkadaşımla birlikte sınavlara girecektik, onun için bekliyorum efendim” dedim. Muhsin Bey “Sen şu formları doldurup sınavlara gir bakalım” dedi. O esnada orada olan yine Devlet Tiyatroları oyuncularından Güven (Hokna) Hanım parçaları getirip bana nasıl çalışmam gerektiğini gösterdi. Sınava girip sonucunda başarılı oldum, böylece benim için Tiyatro hayatım başlamış oldu.

Meftun Şengün: Tiyatro sizin için tam olarak ne ifade ediyor, Tiyatro’nun yaşamınızdaki yeri nedir?

Sermin Hürmeriç: Tiyatro bir yaşam biçimidir. O kadar enteresan ve severek yapılan bir iştir ki, Tiyatroyu sevmediğiniz zaman hiçbir şekilde gerçek bir oyuncu olamazsınız, çünkü her şey tersine çalışıyor mesleğimizde. İnsanlar evlerine giderken bizler evlerimizden çıkıyoruz, burada büyük bir fedakârlık ve özveri ortaya koymak gerekiyor. Yaptığınız işi o kadar çok seviyorsunuz ki bu durum sizin için bir yaşam biçimine dönüyor. Devlet Tiyatrolarında 657’ye tabi bir memur olarak görev yaptığınız için aybaşı geldiğinde belirli bir ücret alırsınız, ben Devlet Tiyatrolarında ilk sahne almaya başladığım dönemlerden itibaren aybaşı geldiğinde “Bana neden maaş veriyorlar?” diyerek yıllarca çok şaşırmışımdır. İşimi o derece severek yaptığım için bırakın para almayı, yaptığım iş için üzerine para verecek bir durumda hissediyordum kendimi.

Meftun Şengün: Bugüne kadar başta Tiyatro olmak üzere birçok oyunda, Sinema filmlerinde ve dizilerde rol aldınız. Sahne aldığınız projelerden bizlere bahsedebilir misiniz? Ben mesela, sizi ilk olarak “Muhsin Bey” filmindeki rolünüz ile tanımıştım.

Sermin Hürmeriç: Doğrusunu söylemek gerekirse Tiyatro nankör bir meslektir, buz üstüne yazı yazmak gibi bir şeydir. Muhsin Bey filmine gelene kadar Ankara’da Devlet Tiyatrolarında çok kaliteli projelerde yer aldım, büyük yapıtlarda başrollerde oynadım. Ankara’daki seyirci sizi her ne kadar tanıyor olursa olsun, sahnede aldığınız roller ne kadar çok olursa olsun, televizyon ekranında yer almadığınız zaman Türkiye’de tanınmak elbette kolay olmuyor.

Sinema ve dizilerde yer almak benim için İstanbul Devlet Tiyatroları’na geçtikten sonra başladı. Ankara’dan İstanbul’a gelmeden oynadığım ilk dizi Tekin Akmansoy ile birlikte “Kaynanalar” dizisi olmuştur. Bu dizi TRT’de yayınlanan ve daha doğrusunu söylemek gerekirse Türkiye’de televizyon ekranlarında yayınlanan ilk dizi çalışması olmuştur ve bu alanda bir çığır açmıştır.

Sermin Hürmeriç

(Tiyatro Sanatçılarımızdan Sermin Hürmeriç)

Bugüne kadar yer aldığım projeleri özetleyecek olursam ilk aklıma gelenlerden Tiyatro’da Lorca’nın Kanlı Düğünü, Eskici’nin Tazesi, Curzio Malaparte’nin Kadınlar da Savaşı Yitirdi, Çehov’un Üç Kız Kardeş, Shakespeare’in Yanlışlıklar Komedyası, Orhan Asena’nın Hürrem Sultan ve Turan Oflazoğlu’nun IV. Murat, Necati Cumalı’nın Nalınlar gibi yerli ve yabancı oyunlarını; Sinema’da Ağıt, Muhsin Bey, Gölge Oyunu ve Eşkıya gibi filmleri ve dizilerden ise Kaynanalar, Adak, Güzel Günler, Sana Bayılıyorum, Ekmek Teknesi ve Gülbeyaz’ı söyleyebilirim.

Meftun Şengün: Tiyatro oyunculuğu bildiğim kadarı ile Sinema oyunculuğundan daha zor, fakat sizin tercihiniz sanırım tiyatro’dan yana?

Sermin Hürmeriç: Tiyatro çok ama çok özveri ister, seyirci ile baş başa kaldığınızda bir er meydanına çıktığınızı anlarsanız. Asla hata payınız yoktur, sinemanın da kendine göre avantaj ve dezavantajları vardır fakat sinemada hata yaptığınızda bunu telafi edebiliyorsunuz. Tiyatro her ne kadar zor olursa olsun, ne kadar özveri isterse istesin elbette benim için vazgeçilmez olandır.

Meftun Şengün: Tiyatro oyunlarında oyuncu seçimlerinin nasıl olduğunu hep merak etmişimdir, tiyatro’da oyuncu seçimlerindeki kriterler ve sahne öncesi oyuncuların yaptıkları hazırlıklar nelerdir?

Sermin Hürmeriç: Eskiden yönetmenler oyunlara gider ve oyuncuları izleyerek kendi projeleri için oyuncu seçimleri yaparlardı. Şimdilerde böyle şey kalmadı oyuncu seçimleri gelişi güzel yapılır oldu. Bizim dönemimizde bir proje için eğer uygun bir karakter iseniz gelip sizi bulurlardı. Şimdi herkes oyuncuyum diyerek ortalıklarda dolaşmaya başladı, sanatçının bir mahremiyeti olmalıdır. Sahne öncesine gelecek olursak biz, araştırmalarımızı, karakter inceleme ve tahlil etme gibi çalışmalarımızı kendimiz yapardık. Hocalarımızdan da bu şekilde gördük fakat günümüzde durum böyle değil tabiî ki.

Sermin Hürmeriç Eşkıya filminde Keje rolünü canlandırıyor.

(Sermin Hürmeriç'in Eşkıya filminde canlandırdığı Keje rolünden bir kare)

Meftun Şengün: Bir tiyatro sanatçısı olarak muhakkak ki karşılaştığınız zorluklar vardır, bu zorlukların en büyüğü hangisidir ve sizce çözüm yolları nedir?

Sermin Hürmeriç: Ülkemizde maalesef üzülerek söylüyorum ki sanatçılar gerçekten zor şartlarda yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar, bunu hem maddi hem de manevi anlamda söylüyorum. İlk mezun olup da tiyatroya başladığım dönemden bu yana her şeyin daha iyiye gideceğini düşünürken geriye dönüp baktığımda daha kötüye doğru bir gidişin olduğunu görüyorum. Hatta sanatçıların elde ettikleri hakların dahi geri alındığını görmekteyiz. Şartlar böyleyken tiyatro oyunculuğu daha bir fedakârlık ve idealistlik isteyen bir meslek haline geldi. Sanatçıların maddi ve manevi anlamda bir takım değerleri elde etmesi ve işlerini en iyi şekilde yapabilmeleri adına devletin sanatçılar adına bir takım iyileştirmelere gitmesi gerekiyor. Özellikle telif yasasının bir an önce ele alınması gerekiyor.

Meftun Şengün: Gerçek manada yapılan sanata gösterilen ilginin derecesi de sanırım bu konuda bir etken?

Sermin Hürmeriç: Tabii ki, izleyicinin sanata gösterecek olduğu ilgi bu anlamda yaşanılan zorlukların daha kolay aşılması için bir aşama olacaktır.

Meftun Şengün: Bununla ilişkili olarak içinde bulunduğumuz dönemdeki değer yargıları ve yapılan kötü işler de bu durumu etkiliyor?

Sermin Hürmeriç: Şu an tam bir kısır döngü içindeyiz. Doğru ile yanlış kavram olarak birbirine girmiş durumda. Sanatçılar yaptıkları işin karşılığını maddi-manevi göremiyorlarsa ve eziliyorlarsa bunun karşılığında halk daha da eziliyor diye düşünüyorum. Toplum bilinçli olarak düşünemez bir hale getiriliyor. Devletin gerçek manada bir kültür politikası olması gerekiyor. Her alanda farklı konularda çalışmaların desteklenmesi önemli. Biz öylesine çok kültürlü bir milletiz ki bu mozaiği daha iyi bir hale nasıl getirebiliriz’i değil de mevcut durumu nasıl daha da bozarız diye hareket ediyoruz.

Sırf reyting kaygısı ile günümüzde bu kadar kötü diziler yapmak zorunda değiliz. Halk dizilere rağbet gösteriyor ve bunları önemsiyor diye aile içi kavgaların, küfürleşmelerin, komedi diye vıcık vıcık cümlelerin insanlara sunulması halkın taleplerine cevap vermek değildir. Belirli bir kültür politikası olmazsa ne sanat sanata benzer ne de sanatçı sanatçıya…

Sermin Hürmeriç ve Ekmek Teknesi dizisi kadrosu

(Ekmek Teknesi dizisinin Ayhan Hanımı Sermin Hürmeriç dizi oyuncularıyla birlikte...)

Meftun Şengün: Tiyatro ve Sinemada eğitimli oyuncuların daha başarılı olduğunu görüyoruz? Bu konuda bizleri aydınlatabilir misiniz?

Sermin Hürmeriç: Eğitim her meslekte olduğu gibi Tiyatro ve Sinema’da da olması gereken bir durum. Oyuncu öncelikle diline hakim olmalıdır, diline hakim olmayan bir oyuncu düşünemiyorum. Kendi konuşamayan bir aktör ya da oyuncu olamaz, rolü kendine uyduran değil role kendini uyduran oyuncu olmak önemli. Oyuncu olmak öyle sanıldığı gibi kolay bir şey değil. Türkiye’de telif yasasının olmaması, oyunculuğun bir meslek olarak görülmemesi içinde bulunduğumuz duruma bir etkendir. Size çok ilginç ve sürekli yaşadığım bir durumu aktarayım, bugün beni tanıyan eşim dostum dahi “Ya acaba biz de oyuncu olabilir miyiz? Sen bize bir rol ayarlayabilir misin?” diyebiliyor, hal böyleyken çok da fazla söze gerek yok sanırım.

Meftun Şengün: Canlandırdığınız karakterlerde rol esnasında kendinizden bir şeyler de ortaya koyduğunuz oluyor mu?

Sermin Hürmeriç: Elbette, hatta bu duruma kendiniz bile şaşırıyorsunuz. Çünkü oynadığınız karakteri yaşadıkça ve detaylarına indikçe o karaktere göre sizde bir vücut dili oluşuyor ve bu durumu o an fark etmiyorsunuz. Bir bakmışsınız ki yürüyüşünüz, el hareketleriniz değişmiş, bakışınız dahi değişebiliyor. Hayat boyu yaptığınız gözlemlerin canlandıracağınız karakterler üzerinde etkisi olabiliyor.

Meftun Şengün: Günümüzde dizi furyası ayrı bir pazar haline geldi, hangi televizyon kanalını açarsanız açın birçok dizi film görmekteyiz. Haftalık yayınlanan bunca diziler için senaryolar nasıl yazılıyor? Burada düşündürücü bir durum söz konusu olabilir mi?

Sermin Hürmeriç: Sorunuzun cevabını da içinde barındıran, başımdan geçen ve içimi acıtan bir olayı aktarmak istiyorum. Son dönemlerde Aile Reisi isimli bir dizide rol aldım. Senaryo yazılıyor fakat ortada bir rol yok. Bir görünüp bir kayboluyoruz. Bu işte bir terslik var diyerek dizide rol alan oyuncu arkadaşlarımdan Bilge Şen’e senaryo yazarlarının bizi tanımadığını söyledim. O an kendisi şaşırdı ve benim olayı abarttığımı söyledi. Çekimler sürerken verilen bir yemek esnasında senaryo yazarlarının yanına giderek kısa bir konuşmadan sonra beni tanıyıp tanımadıklarını sordum. Şaşırmış bir halde bana baka kaldılar, yanılmamıştım beni tanımıyorlardı.

Adımı dahi bilmediklerini söyleyip böyle bir halde iken bana senaryoyu nasıl yazabiliyorsunuz diyerek tepki gösterdim. Tabii senaristler bu durum için benim kendilerine hakaret ettiğimi söyleyerek yapımcılara ertesi gün senaryoyu bırakacaklarını söylemişler. Birçok kişinin ekmeğini kazandığı bir sette senaristler o hafta senaryo yazmadılar. Ben sonrasında yapımcılara dizinden ayrılmak istediğimi beyan ettim ve ayrıldım. Aradan bir zaman geçti ve dizinin 4 bölüm sonra sona erdiğini öğrendim. Senaryo o kadar kötü gidiyordu ki olacağı tahmin etmiştim. Bu anlattığım olaydan ortalığın ne kadar kötü bir durumda olduğunu daha açık bir şekilde ifade etmek istedim.

Sermin Hürmeriç ve Meftun Şengün

(Sermin Hürmeriç ve Serander.Net Genel Yayın Yönetmeni Meftun Şengün)

Meftun Şengün: Biraz da Karadeniz üzerine görüşlerinizi almak istesek, bu anlamda düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Sermin Hürmeriç: Karadeniz Türkiye’nin çok farklı ve çok kültürlü bir kesimidir. Hem doğası gereği hem de insanların kafa yapıları bakımından bu böyle. Türkiye’nin en fazla okur-yazar oranına sahip bölgelerinden birisi ve bu çok önemli. Belki ayrı ayrı söylemeye gerek yok ama Karadeniz insanı hakikaten medeni, çalışkan, kültür seviyesi yüksek ve sanata yatkın bir yapıya sahip. Trabzon Bölge Tiyatrosundaki oyuncu arkadaşlarımız da orada olmaktan çok mutlu ve memnun olduklarını söylerler…

Meftun Şengün: Karadeniz’de kendi açınızdan yeterince vakit geçirme imkânınız oldu mu?

Sermin Hürmeriç: Doğrusunu söylemek gerekirse yeterince vakit geçirdim diyemem. Çocukların okullarıydı, çalışmalardı, provalardı derken bir şekilde yoğunluk oluyor ve tatile dahi yeterince zaman ayıramıyorsunuz. En son Trabzon’a yine bir turne vesilesi ile gitmiştim. Çalışma zamanı dışında yakaladığım boşlukları hem Trabzon’u hem de çevresinde yer alan yakın yerleri gezerek değerlendirmeye çalıştım. Yalnız burada bir sıkıntıyı dile getirmek istiyorum, bölgede yeteri kadar turizm tesisleri maalesef yok. Gerçi bu durum belki eskiye nazaran daha iyi bir seviyededir ama yine de konaklama ve turistik tesislerin sayılarının bölgenin yerel özellikleri de göz önüne alınarak arttırılması hem bölgeye hem de insanımıza fayda sağlayacaktır.

Meftun Şengün: Hazır Karadeniz’den laf açılmışken bir sorum olacak, özellikle televizyon ekranlarında izlediğimiz Karadenizli tiplemelerinde şive sorunu var, bunun nedeni nedir sizce?

Sermin Hürmeriç: Yapılan işler özenle yapılmadığı takdirde bu gibi sorunlar elbette olacaktır. Profesyonel ve bilimsel anlamda çalışma yapmadığınız zaman bir takım sıkıntılar baş göstermeye başlıyor. Oyuncuların sohbetin başında da bahsettiğim gibi bir takım gözlemleri ve araştırmaları yapmaları gerekiyor. Örneğin, Ege şivesi ile konuşacağım bir karakteri canlandıracaksam o yörenin ağız yapısını bir şekilde incelemem ve çalışmam gerekiyor, o yörenin havasını koklamak da çok önemli. Dizilerde buna zaman yok. Zamanla yarışıyorsunuz bunun için de çalışmalar kalitesiz oluyor.

Sermin Hürmeriç ve Meftun Şengün

(Sermin Hürmeriç ve Meftun Şengün, söyleşiden bir kare...)

Meftun Şengün: Şu ana kadar sanat yaşamınızda unutmadığınız anılarınız vardır, bu anılarınızdan bir tanesini bizimle paylaşabilir misiniz?

Sermin Hürmeriç: Tabii ki birçok anım var, fakat bunlardan bir tanesi hem komik ve çok güzel bir anı olduğu için onu anlatmak istiyorum. Oyun gereği bir sahnede sürekli ağlamam gerekiyor. İzleyicilerimizden birisi de, beni izlerken “her gün aynı sahnede nasıl ağlayabiliyor, acaba bugün de ağlayacak mı” diye kendi kendine sorup nerdeyse aynı oyunu 7-8 defa izlemiş. O izleyicimizin bir gün tiyatroya gelip benimle görüşmek istediğini söylediler. Bir baktım ki çok samimi ve çok beyefendi bir amcamız karşıma çıktı ve aynı samimiyet ve içtenlikle “Bacım, geldim ben bu oyuna, sen her gün aynı yerde aynı zamanda ağlıyorsun. Bu işi nasıl yapıyorsun, nasıl ağlıyorsun hayret ettim, sana bir altın takmak istiyorum” dedi. Tabii, çok çok teşekkür ederek nazikçe bu hediyesini kabul edemeyeceğimi söyleyerek o amcamızı uğurlamış oldum, bu anımı hiç unutamam…

Meftun Şengün: Söyleşimizin sonuna gelirken son olarak şunu sormak istiyorum, çalışma hayatı dışında nasıl bir Sermin Hürmeriç var?

Sermin Hürmeriç: Normal insanlardan bir farkım yok aslında. Herkes gibi yemek yapıyor, çocuklarıma ve arkadaş çevreme yetişmeye çalışıyorum. Vakit buldukça yine tiyatro seyretmeyi seviyor, duruma göre yürüyüş yapıyor veya yüzmeye gidiyorum. Arada bazı sivil toplum kuruluşlarının etkinliklerine katılarak elimden geldiğince yardım konularda da katkımız olsun diye bir şeyler yapmaya çalışıyorum.

Meftun Şengün: Sermin Hanım, vakit ayırıp sorularımızı içtenlikle cevapladığınız için çok teşekkür ediyorum.

Sermin Hürmeriç: Ben teşekkür ediyor ve çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Röportaj: Meftun ŞENGÜN (İstanbul-2010)
E-Posta:
Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Fotoğraflar: Kenan KAYA-Muhsin AKGÜN

Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Karadeniz Yemekleri

Gezi & İnceleme

Karadeniz Tarihi

Karadeniz Tarihi
Karadeniz Tarihi ile ilgili en geniş bilgiler Serander.Net'te!

Karadeniz Folkloru (Halk Bilim)

Karadeniz Folkloru (Halk Bilim)
Karadeniz Halk Kültürü ile ilgili bilmedikleriniz Serander.Net'te!

Gezi & İnceleme

Karadeniz Gezi & İnceleme
Karadeniz hakkında Gezi İnceleme yazılarıyla çok şey bulacaksınız.

Karadeniz Türküleri

Karadeniz Türküleri
Karadeniz Türküleri ile ilgili en geniş bilgiler Serander.Net'te!

Röportaj ve Söyleşiler

Röportaj & Söyleşi
Röportajlarımız ve Söyleşilerimizi keyifle okuyacaksınız...