• Font boyutunu büyüt
  • Varsayılan font büyüklüğü
  • Font boyutunu küçült
Font +-

Serander.Net ® | Karadeniz Kültürü - Karadeniz Bölgesi tarih ve kültürü

Serander.Net 4. Yılında!

Anasayfa > Sedat TUNALI > Tunalı Hilmi'de Sabah Çorbası
Tunalı Hilmi'de Sabah Çorbası
Sedat TUNALI
Yazar Sedat TUNALI   
Cumartesi, 12 Haziran 2010 23:53

Kuğulupark’ta  Çınar’la…

Birkaç gün önce bir rezervasyon karmaşası sonucu kendimi kapıda bulmuştum, aradığım “dost” numaralar kapalı, oteller doluydu.  Sertan adlı bir üniversiteli arkadaş son umuduydu gecenin, o da ulaşılmazdı numaradan, evin yerini de ben unutmuştum çoktan.  Dümeni kırık bir takaya dönüp epey bir merdiven indim, bir parkın girişindeydim az sonra. Oturdum bir banka, baştan ikinci bank, şu an aramızda hissi bir yakınlaşma var haliyle. Gecenin epey derinleriydi, buna rağmen girişteki polis kulübesinde hayat devam ediyordu hala.  Bir iki kez çıkıp kulübeden, trafiği izleme görünümüyle beni yokladı, saklamaya çalıştıkça çıplaklaşan bir merakın radarı gibi…

Kendimden geçer gibi olduğum sıra , ince belli bir çay bardağının bana uzandığını gördüm, “çay içer misin gardaş” sunumuyla… İçmez miyim, bir şey demeden aldım çayı, hafif tebessüm etmeye çalışıyorum bir yandan. Gözlerimdeki kanı gözyaşlarının ürünü sandı, “kafan çok bozuk galiba, hayırdır bu saatte parkta” dedi.  Polislerle hiç sağlıklı diyalog kuramamış biri olarak bu “fazla doz samimiyeti” sorgulamayı da sürdürüyorum kendimce.  Amasya Taşovalı’ymış, nöbetler çekilmez oluyormuş, Taksi şoförlerinin çoğunun hem suçlu hem ağlak oluşlarına dayanamıyormuş, maaş yetmiyormuş, herkesin bir “tanıdığı” olmasından bıkmışmış, Galatasaraylıymış, bekarmış.  “Cemaatten olmadığım için bütün pis işleri bana veriyorlar” dedi bir ara, “böyle ulu orta konuşma belki ben de cemaatçiyim” dedim, “yok abi  cemaatçileri yüzünden tanırım ben” dedi, “sende öyle bir yüz yok, ayrıca olsan ne olur” diyerek hafiften postayı da koydu.  Bir demlik çayı bitirmişiz, sonra o kapadı gitti dükkanı, mesai bitmiş meğer. Neredeyse “bize gidelim” diyecekti, hissettim, hayır deme ezikliğini yaşamamak için, “arkadaşa söz vermesem gidip Kent Otel’deki odamda yatacağım, el mecbur bekleyeceğim” , yani; ben sokakta filan kalmadım, bak işte oteldeki yerim bile ayrılmış, arkadaşa söz verdik diye bekliyoruz, sakın davet etme, filan, dedik. Sağolsun  Taşovalı, mesajı aldı ve Tunalı’ya doğru yürüdü badi adımlarla…

Kuğular hepsi bir yana çekilmiş, Kuğusuz olmuş, dolaştım biraz, benden başka kimse yok parkta. Taksi durağında 2 araç müşteri bekliyor, aklıma bir Orhan Veli şiiri takılıyor “Beklememek beter beklemeden”   , betermiş ki, fena… Sabahın ilk çorbasını ben içtim o gün Ankara’da. AŞTİ hariç tabi. O sabah acı doluydu içim, çorbadan sonra garip bir ferahlık kanat olup uçurdu ruhumu, kar tanesi gibi temizsin sen zinos dedim kendime, yenilme sakın hayata, umudunu sana bağlamış hayatlar var, dik dur!  Meğer mutluluk;  kederli bir gecenin sabahına yakın alacakaranlıkta bir tas çorba içilecek yeri elinle koymuş gibi bulmakmış Tunalı Hilmi’de…

O geceden sonra ikinci kez Kuğulu Park’ta olacağım, Çınar’ımla tanışacağız, Kuzey gibi sevdiğim tüm çocuklardan birini, Selo’nun oğlu Çınar’ı göreceğim. Deniz özlemine bire birmiş dediler!

KIZILAY 142 YAŞINDA!

11 Haziran bugünün Türk Kızılayı’nın temellerinin 142 yıl önce atıldığı gün. Ankara’da Devlet Konukevi’nde , bu iyilik ve merhamet koşusuna emek ve can vermiş binleri anmak için toplandı Kızılaycılar ve konukları. Mustafa Kemal’in izleriyle doluydu her köşe, ve salonun içi O’nu sevenlerle.  Dileğimiz, 242. Yılında da aynı sevgi halesinin yaşanıyor ve yaşatılıyor olmasıdır. İnsanlığın  vicdanına 142 yıldır sevgi ve merhamet tohumları eken bu anıt kurumuzu saygı ile selamlıyoruz.

 
"İYİ Kİ BU DÜŞTESİN" YILMAZ ODABAŞI
nehirler yarışır, çağıldar gözlerinde
o nehirler benim nehirlerimdir
aşk
ki azar azar benim yerimdir
üşüyorsam, sokaktaysam, yalnızsam
gözlerin ey yâr benim evimdir

/vurulup düştükçe, düştükçe seni sevmekten caymayacağım
gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım!/

iyi ki bu sestesin
dünyayı ısıtan nefestesin
bir haydut gibi gezinirim kapında
kalbimde tutuşan ateştesin…

II
rüzgârlar savrulur, uğuldar gözlerinde
o rüzgârlar benim rüzgârlarımdır
aşk
ki azar azar benim yerimdir
suskunsam, bozgunsam, bulutsuzsam
gözlerin ey yâr benim evimdir

iyi ki bu düştesin
her sabah ışıyan güneştesin
iyi ki yoksuluz bulutlar gibi
soğuyan dünyada sımsıcak fırınlar gibi

/vurulup düştükçe, düştükçe sana koşmaktan caymayacağım
gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım!/ (Yılmaz ODABAŞI)

Sedat TUNALI

Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Geri dönüş(0)
Yorum (1)Add Comment
...
Yazar şimal, Haziran 14, 2010
Tersten yorumlamaya başlayacağım , içimden öyle geldi... Ne güzeldir insanın evinin yarin gözlerinin olması, bu zamanda bu dünyada bulana aşk olsun, kıymetini bilsin, bulamayana da Mevla nasip etsin. :) Kızılay' a gelince ; Çocukken harçlıklarımızdan artan paraları zarflarla bu kuruma iletir, nerede Kızılay'ın yarmdımda bulunduğu bir yer görsek sevinirdik. Tekin Bey'in kurumun başına geçmesinden sonra epeyce bir ivme kazandı kurum, ona müteşekkiriz. Ankara'ya gelince; çok arkadaşım var, bir kez bulundum, o da pek sevimsiz bir iş içindi, o yüzden pek ısınamadım bu şehre...Ama diyorum ya içinde sevdiklerimiz var, sırf bu yüzden belki katlanılabilinir...Sevgiler...

Yorum
daha küçük | daha büyük

busy
 

Serander.Net Twitter'da!

Serander.Net Facebook'ta!

Son Yorumlar