• Font boyutunu büyüt
  • Varsayılan font büyüklüğü
  • Font boyutunu küçült
Font +-

Serander.Net ® | Karadeniz Kültürü - Karadeniz Bölgesi tarih ve kültürü

Serander.Net 4. Yılında!

Anasayfa > Seyfullah ÇİÇEK > Daldan Dala
Daldan Dala
Seyfullah ÇİÇEK
Yazar Seyfullah ÇİÇEK   
Perşembe, 06 Ağustos 2009 11:31

Bir yıllık iznimizi daha, yeşille mavinin dans ettiği şirin memleketimiz Görele’de değerlendirmenin mutluluk sarhoşluğu içindeyiz.
İzin bitti, sağ-salim görevimizin başına döndük, çok şükür.

İzine çıkarken kaleme aldığımız, memleket özlemini dile getiren  “Aç kollarını Karadeniz biz geliyoruz” başlıklı yazımızda, hayallerimizi dile getirmiş…
Ne kadarını gerçekleştirdiğimizi de izin dönüşü anlatacağımızı belirtmiştik.
Evdeki hesap yüzde yüz çarşıya uymasa da…
Yine de arzu ettiklerimizin yarıdan çoğunu gerçekleştirdiğimizi söyleyebilirim.
Köyümüzün adı kuştan türeme bir isim, yani “Kuşçulu”.
Biz de kuş misali daldan dala konarak anlatalım; neler gördük, neler yaptık bu üç haftalık zaman dilimi içersinde.

***

PALDIR VURDUK, HORTUM DÖŞEDİK!

Fındık öncesi köyde ne yapılır?
Tabi ki “paldır vurulur”.
Biz de öyle yaptık.
Taktık başımıza şapkayı, giydik ayaklarımıza bir çift sarı çizmeyi, aldık elimize girintiyi, benim gibi İstanbul’dan gelen iki kardeşimle birlikte üç gün paldır vurduk.
Ellerimizde kazma, kürek, iflas eden su şebekesinin yerine 300 metre hortum döşedik. Malum, yaz mevsimi geldiğinde köyümüzün en büyük sorunu, su.
Fındık bahçelerinde tirmit aradık ama nafile, iki avuç ancak bulabildik.
Fırın darısı ekmeği doğranmış bol kaymaklı yoğurda iştahla kaşık salladık, acı biberli sıcacık karalahana çorbası içtik, Kahramanmaraş dondurmasının en büyük rakibi halis inek sütünden kaymaklı Görele dondurması yaladık, peynirli, tereyağlı nefis Görele pidesi yedik.
Yağmur izin verdiği sürece köyümüzün sahilinde denize (sadece 3 gün) girebildik.
Orman Genel Müdürlüğünce özel orman statüsüne sokularak, 49 yıllığına üçüncü şahıslara kiralanma tehlikesi bulunan bizim meşhur Haşdağı’nı köy adına kurtarma operasyonu için…
Muhtarımız Fahri Kocabaş ve Mehmet Erener hocamızın başkanlığını yaptığı derneğimizin öncülüğünde müthiş bir sosyal dayanışma örneği göstererek…
300 imzalı dilekçemizle Görele Orman İşletme Şefliği, Giresun Orman Bölge Müdürlüğü,Tirebolu Orman Müdürlüğü…arasında bürokrasiyi aşma savaşları verdik!

***

FESTİVAL ENFLASYONU

29 Haziran tarihli Hürriyet’in “Seyahat” ekinde “Temmuz Festivalleri”başlıklı yazıda yıl boyunca ülkemizde 1300 festival yapıldığından bahisle…
Çok önemli gördüğü 29 festivalle ilgili açıklamalar da getiriyordu.
Hürriyet’in bu 29 festivalin içinde…
Giresun’un özellikle iki festivalini önemseyerek, “Giresun Kümbet Yayla Şenliği” ve “Görele Kemençe ve Horon Festivali” başlıkları altında sayfalarına taşıması, çok hoş oldu doğrusu.
Birbirini izleyen, hatta aynı güne denk gelen yayla şenliklerine katılmamız mümkün olmadı ise de…
5.Görele Kemençe ve Horon Günleri”nde (iki akşam üst üste), “1.İsmailbeyli Köyü Fındık Hasadı”, “1.Çömlekçi Deresi Fındık Festivali”, “Boğalı Köyü Pikniği” ve “5.Tirebolu Plaj Festivali”lerinde yerimizi aldık.
Tabi, istisnasız hemen hemen hepsinde de “kültür-sanat” hak getire!
Ne bir tanıtım, ne bir sergi, ne bir defile, ne bir konferans, ne bir panel…
Varsa, yoksa…
Vur patlasın, çal oynasın” doyasıya eğlence.
İllaki de kemençe, horon, karşılama, kolbastı
Kızgın güneşin asfaltı erittiği, ayakkabılarımızın altının fışkıran ziftten yapış yapış olduğu Çömlekçi Festivali’nde, yüzlerce kişiden oluşan coşkulu horon halkasını işaret eden kardeşim “abi” dedi:
-Bu sıcağın gözünde nasıl oynuyorlar, sıcak çarpmıyor mu bu insanları?
Bak kardeşim” dedim:
-Cenab-ı Allah’ın tüm Karadenizliler’i cennetine  koyduğunu farzedelim. İnan, cehennemden kemençe sesi geldiğini duysalar, topyekün oraya koşarlar, bu sıcak ne ki!
Aslına bakarsanız, çabuk tepesi atan Karadeniz insanı için kemençe ve horon en ideal terapi.
Psikiyatrise, psikoloğa boşuna para kaptırmalarına ne gerek var?
Kemençe ve horon bu işi şipşak hallediyor!
Allah her ikisinin de eksikliğini göstermesin!

***

BİR “GÖTT”MİZ BİLE YOK!

5.Görele Kemençe ve Horon Günleri”ne katılan TRT Sanatçısı dostlarım Ali Rıza Gündoğdu, Hüseyin Akpınar, Tanju Erol, Arzu Aldemir, Ayfer ve Talat Er’le kulis arkasında sohbet ediyoruz. Soruyorum onlara:

-Gece nerede kalacaksınız?
Cevap:
-BESTT’te.
Yani Beşikdüzü Sahil Turistik Tesisleri’nde.
Şu hale bakar mısınız?
Koskoca  Görele’de bir “GÖTT”müz (Görele Turistik Tesisi) bile yok!

***

TÜRKÜLERİMİZ, OYUNLARIMIZ DEJENERE EDİLİYOR
 
Festivallerin hangisine katıldıksa, istisnasız şu dikkatimizi çekti.
Türkülerimiz, oyunlarımız dejenere ediliyor.
Eline bir kemençe, her hangi bir enstrüman geçiren…
Yarım yamalak üç-beş türkü ezberleyen (çoğu da anonim müziklerimize uyarlanmış uyduruk, arabesk sözler)  kendi kültüründen yoksun bazı sanatçı müsveddeleri “Saldım çayıra Mevlam kayıra” misali meydanı boş bulup, salınmışlar ortalık yere.
Festivaller süresince izlediklerim arasında hem çalıp hem söyleyen yöresel üstadlarımızdan dişe dokunur üç isim sayabilirim:M.Sırrı Öztürk, Katip Şadi ve Sami Günay.
Biraz da; Hüseyin Çınar, Mustafa Keskin, İbrahim Gülpınar ve Mustafa Kırcı gibi isimler, hepsi o kadar.
Ses sanatçısı olarak da sevgili Yılmaz Turan ile Kara Davut’umuz  ve  şöyle böyle Erdal Güvendi ile Elifçe
Katıldığımız festivallerde rastlamasak da, bende ayrı bir yeri olan sevgili Yücel Öner ile pek fazla görüşmüşlüğümüz olmayan Hüseyin Karaduman’ı ise ayrı tutuyorum.
Mahmut Uzunöner kardeşimizde de istikbal görüyordum ama…
Yanındaki arkadaşıyla birlikte  “Kolbastı”yı aslı olan “Dere boyu kavaklar” şeklinde değil…
Arafili, Sotkali/Ganita yali yali…”li uyduruk sözlerle yorumlayınca bir çuval inciri berbat edip, benden kırık not aldı.
Sevgili Mahmut ve “Giresunluyum” deyip de, bu konuda hala daha ısrarını sürdüren sanatçılarımıza (!):
Giresun’da “Arafil, Sotka, Ganita, Faroz…” adıyla her hangi bir semt, yerleşim birimi yok.
O saf ve temiz “Dere boyu kavaklar” türkümüzün içinde Giresun var, Bulancak var, anladınız mı?
Hala anlamadıysanız, “Anlayana sivri sinek saz, anlamayana çaldığınız kemençe bile az!” demekten başka söz bulamıyorum.
Aynı sözü, “Tirebolu Ayana Halk Oyunları Ekibi” için de söyleyeceğim.

***

OLMADI “AYANA”!

Tirebolu Yeniköy Kolbastı Team’ın ülke çapında sükse yapmasından sonra, Tirebolu’dan “Ayana Halk Oyunları” adıyla genç bir grup daha çıktı ortaya.
Görele ve Tirebolu’da izledim kendilerini.
Belli ki, bu sevgili gençlerimiz iyi niyetli ve istekli.
Emekleri için kutluyorum.
Ancak hocalarına birkaç sorum olacak.
Görele’deki gösterilerinden sonra sahne arkasında rastladığım birkaç genç evladımıza da  dilim döndüğünce açıklamalarda bulunmuştum.
Bir, “Kolbastı”nın asıl ezgisi, öz be öz Giresun türküsü “Dere boyu kavaklar” olmasına rağmen, uyduruk sözlerle oynatmaktaki ısrarınız niye? 
Aynı hatayı Yeniköy Grubu da yapıyordu. Kara Davut’la yaptıkları  ortak çalışmayla bu hatadan döndüler. Bu nedenle Yeniköylüler’i bir kere daha kutluyor, başarılarının devamını diliyorum.
İki, “Karşılama”lar için de aynı şeyleri söyleyeceğim. Yedi ceddimizin bildiği “Bağlamam perde perde” nin yerine uydurulan sözler neyin nesi oluyor?
Üç, Giresun’un  “kasap havası- halay- horon” karışımı bir oyunu vardı da bizim mi haberimiz yoktu! (Birkaç halk bilimci arkadaşıma sordum, bizde böyle bir oyun yok dediler de…)
Makul ve mantıklı cevap lutfen!

***

AFFET BENİ YALÇIN ABİ!

Malum, anne tarafından Tirebolulu’yuz.
Yüksek Ziraat Mühendisi ve ressam Yalçın Durak (aynı zamanda Yenitirebolu ve giresungazete.net’de köşeleri var) anne tarafından akrabamdır.
Hava değişiminden midir, abur-cuburu fazla kaçırmamızdan mıdır nedir,”motorları” bozunca…
Sevgili ağabeyimin…
Yusuf’un Yeri” nde balık ziyafeti ve akşam yatısına kalma davetlerine icabet edemedim.
Kendisine koca bir özür borcumuz var.
İstanbul’da en kısa  zamanda borcumuzu ödeyeceğiz,söz!

***

GİRESUN’U SEL ALDI

Giresun Belediye Başkan Yardımcısı sevgili kardeşim Ömer Cinel’den, daha önceden söz verdiği üzere  bir sonraki akşam için yemek daveti alımıştık.
Ertesi sabah hazırlandık, Görele’den minibüse bindik.
O sabah TV’yi açmadığımız için, dünyada olup bitenden haberimiz yok.
Öğle vakti Giresun’a varınca gördük Hanyayı-Konyayı!
Otoyol ve caddeler Venedik, bir tek gondolları eksik!
Gece boyunca yağanlar yetmezmiş gibi, bir yağmur daha bastırmasın mı?
Minibüsten inip, otuz metre mesafedeki Giresun Belediyesi’ne zor attık, kendimizi.
Bir de ne görelim?
Sevgili Ömer Cinel,ayaklarında bir çift sarı çizme, adeta bir “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” olmuş,sağa-sola koşuşturup, talimatlar yağdırıyor.
Meğer belediyenin bodrumunu da su basmış.
Giresun’un ve de Sevgili Ömer’in hal-i perişanını gördükten sonra akşam yemeği konusu kendiliğinden anlamını yitirmiş oldu.
Hoş-beş, geçmiş olsun” seremonilerinden sonra, müsaade isteyip yanından ayrıldık.

***

YEŞİLGİRESUN VE GGD BAŞKANI BEKİR BAYRAM’A  ZİYARET

Belediye’den ayrıldıktan sonra, 20 yıldır aileden olmakla gurur duyduğum Yeşilgiresun gazetesini ziyaret ediyoruz.
Bir taraftan Hasan (Öğütçü) ağabeyin ısmarladığı kıymalı pideyi iştahla midemize indirirken, diğer yandan da sevgili Ersen (Konal) ağabeyle, Cavit Özdemir, Ahmet Öğütçü, Taylan Gülertekin ve Suat Tonkaz kardeşlerimle koyu bir muhabbete dalıyoruz.
Tabi sevgili Candemir Sarı Venedik kanallarında- pardon- Giresun meydan ve sokaklarında haber peşinde koşuşturduğundan, vuslat bir başka bahara kaldı.
Giresun’a gitmişken, Giresun Gazeteciler Derneği Başkanı sevgili Bekir Bayram’ı es geçmek olur mu?
E, onun için boşuna slogan icat etmedik:
Deliye her gün bayram, bize de Bekir Bayram”! deyip, soluğu Yenigiresun’da aldık.
Saliha bacımızı da gördük.
Birer kitabımızı imzalayıp, Giresun faslını tamamladık.

***

GÜNEBAKIŞ’I UNUTMADIK

9 Ağustos 2008 tarihinden itibaren haftada bir cumartesi günleri yazdığımız “Karadeniz’den Günebakış” gazetesinde, bir haftayı bile boş geçmeyerek kazasız-belasız bir yılı tamamladık, çok şükür!
Bir yılda 52 konu.
Bazı yazılarımız uzun olduğundan ikiye,üçe bölünerek ertesi hafta ve gün de devam ettiğinden, buna  57 yazı da diyebiliriz.
Sevgili Ahmet (Bilge)’le birlikte iki defa Trabzon’a, Günebakış gazetesine gittik.
2010 Karadeniz Olimpiyatları için Finlandiya’da bulunan gazetenin imtiyaz sahibi Ali Öztürk’le, birincisinde olmasa bile ikinci ziyaretimizde tanışma fırsatı bulurken…
Devam” vizesini de almış olduk.
Yani anlayacağınız, 20 yıldır amatörce yapmakta olduğumuz gazetecilikte, 59 yaşından sonra profesyonelliğe terfi ettik.
   
***

HAFTANIN İNCİLERİ:

3G
Efendim, son zamanlarda kamuoyunun dikkati, kısaca 3 G diye tarif edilen görüntülü telefon haberlerine odaklandı.
3G aşağı, 3G yukarı…
Oysa bizim öyle bir 3G’miz var ki, ölünceye kadar ayıramaz kimse bizi:
Galatasaray, Giresunspor ve de Görelespor!

***

AK’LA  KARAYI SEÇMEK!

Sevgili dostlar!
Görele’ye yolunuz düşüp de, illaki Fikret’i göreceğim diye tutturursanız…
Akla karayı seçmeniz gerekir.
Fikret AK mı?
Fikret KARAnis mi?
Karar sizin!

***

“GÜL SOYLU”NUN  “AZMİ”!

Yaş yetmiş iş bitmiş” deyimini bilmeyenimiz yoktur.
Hala daha bu deyime inanan varsa…
Uzun yıllar öğretmenlik yaptıktan ve binlerce öğrenci yetiştirdikten sonra yıllar önce emekliye ayrılan...
Bırakın yetmişi…
Seksenini devirdiği halde, köşesine çekilmeyip…
Görele Güzel Sanatlar Fakültesi ve Uygulamalı Meslek Yüksek Okulu için adeta iğneyle kuyu kazarcasına büyük gayretler sarfeden…
Üstüne üstlük bir de, mütevazi emekli maaşından her ay maddi katkıda bulunan…
O eli öpülesice “gül soylu” hocamızdaki “azmi” gördükten sonra…
Vallahi de billahi, yaşımdan başımdan utandım.
Tabi Sinan Emanet ve Burhan Temel hocamızla, sevgili Fikret Ak’ın da hakkını teslim edelim.
Darısı, istese bu okulu tek başına yapacak maddi imkana ve mangal gibi yüreğe sahip, bir başka “yetmişlik” delikanlı İstanbul’daki büyük işadamı “S.A.Y”ın büyüğümüzün başına diyor…
Bu vesile ile Azmi Gülsoy hocamızın o mübarek ellerinden öpüyorum!

***

YA GELMESEYDİ?

Mehmet Geldi, tek aday olarak katıldığı kongrede AK Parti Giresun İl Başkanlığı’na getirilmiş.
İyi ki “geldi”!
Ya gelmeseydi?!

***

FİSKO’YA FİSKE!

Başbakan Fiskobirlik’in üzerini çizmiş.
Bir zamanlar dünya markasıydı.
Yazık oldu “Fisko”ya!
Gitti bir fiskeye…

***

“TOPRAK DÜŞEBİLÜ, ÜZMEZ ÇIKABİLÜ”!

Efendim, Kastamonu’da bir dağ yolunda şöyle bir uyarı levhası olduğu söylenir:
Dikkat; daş düşebilü, ayı çıkabilü”!
Daha henüz Hüseyin Üzmez davası bitmeden, bir de Halis Toprak vakası çıktı ortaya.
İkisinin de ortak yönü; yetmişini aşmalarına rağmen “sübyancı” olmaları.
Anneler, babalar; kızlarınıza dikkat!
Toprak düşebilü, Üzmez çıkabilü”!

***

KURUFASULYE

Mustafa Sandal’ın eski sevgililerini “döner-pilav”a, eşi Emina’yı ise “Peluga havyarı”na benzetmesi, magazin basınında tartışmalara yol açmış.
Kendini nimetten saydığına göre…
O da “pilav üstü kurufasulye” olsa gerek!

Seyfullah ÇİÇEK

Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Geri dönüş(0)
Yorum (2)Add Comment
Sayın Karadağ'a cevap
Yazar Seyfullah ÇİÇEK, Ağustos 09, 2009
Değerli hemşehrim ve okurum Soner karadağ.Sorunuzda haklısınız.Ancak ben, Hürriyet'teki bir haberi satırlarıma taşıdım,dikkat ederseniz.Tabi ki Sisdağı Giresun ili sınırları içinde ve de en büyük festivallere sahne olmaktadır,yüzyıllardır.En derin sevgi ve saygılarımla...Seyfullah ÇİÇEK
bravoo
Yazar soner karadağ, Ağustos 07, 2009
hocam gine döktürmüşsün bi nefeste okudum yazını gerçekten çok hoş şeyler aktarmışsın eğlenceli ve iğneliyici

bu arada size bir sorum olacak giresunun iki önemli şenliği var demişsiniz sisdağı otçu göçü şenliği kimin tam olarak giresunun değilmi çünkü sisdağı bizim il sınırlarımız içinde ve karadeniz denilince akla gelen ilk yaylalardan birisi sisdağıdır bildiğim...

Yorum
daha küçük | daha büyük

busy
 

Serander.Net Twitter'da!

Serander.Net Facebook'ta!

Son Yorumlar