|
Çeşitli illerden gelen ortaöğretim beden eğitimi, resim ve müzik öğretmenleri, Ankara Kızılay’daki Güven Park’ta “Dersime Dokunma”, “Sanat ve spor bir toplumun kanatlarıdır.”, “Öğretmenden tasarruf olmaz” yazılı pankartlarla ders saatlerinin azaltılmasını ve seçmeli hale getirilmesini protesto etmişler. Kendimizi bildiğimiz bileli…
Tarih derslerinde (ki, biz de Tarihçi’yiz) yarın ne işimize yarayacağını bilmediğimiz Hitit Kralı Şuppilulima’yı kafamıza vura vura bize ezberleten sistem… Ne yazık ki beden eğitimi, müzik ve resim derslerini hep angarya olarak görmüştür. Ondan sonra da oturup, yıllarca; “sporda, müzikte, sanatta…niye geriyiz?”in cevaplarını aradık. Bedenini ve ruhunu eğiterek insanı olgunlaştıran bu derslerin ne kadar gerekli olduğunun en somut kanıtlarından biri de, bu satırların yazarıdır. 1958 yılında “taşı toprağı altın”olan İstanbul’a gelen Karadeniz’in saf ve temiz bu köy çocuğu, beden ve ruh eğitiminin şekillenmesinde, daha açık bir ifadeyle “yontulmasında” emeği geçen Beykoz Ortaokulu’ndan (1961-1964 arası) dört, Haydarpaşa Lisesi’nden de iki öğretmenini asla unutmaz, ölünceye kadar da unutmayacaktır: Biri ve en başta geleni Beykoz Ortaokulu’un efsanevi Beden Eğitimi Öğretmeni Şahin Köktürk, ki o herkesin “Şahin Hoca”ydı, soyadını söylemeye bile gerek yoktu. O, asla kimsenin önünde eğilmeyerek… Beden Eğitimi Öğretmenliği’ne prestij kazandırmış bir onur ve otorite abidesi idi.
***
Bakınız, “Yüz Yıllık Beykoz Hikayeleri” kitabının yazarı Nazım Alpman O’na ayırdığı 20 sayfalık bölümde ne diyor, bu konuda:
“Şahin Hoca Mersin’de okulun futbol takımı için kadifeden forma diktirmek için valinin yanına çıkıyor.Elinde uzun bir liste var. Vali imzalarsa, Sümerbank mağazasından ihtiyaçlarını alacak. Vali kafasını kaldırmadan onun uzattığı kağıdı imzalayıp, masanın ucuna doğru iterken kağıt yere düşüyor. Şahin Hoca hiç kıpırdamadan yerinde duruyor. Vali o zaman başını kaldırıp soruyor: -Siz kimsiniz? -Beden Eğitimi Öğretmeni Şahin Köktürk! Vali zile basıp kapıcıyı çağırıyor: -Evladım şu yerdeki kağıdı Şahin Hoca’ya ver. Şahin Hoca’nın Mersin’deki genç otoritesi böylelikle Vilayet katında da tasdik edilmiş oluyordu.”
***
Şahin Hoca, en ağır kış şartlarında bile bizleri sınıfta tutmaz; beyaz şort, bisiklet yaka beyaz atlet ve “kest” diye tabir edilen keten lastik (şimdiki Adidas, Nike vs.ler nerdeee?..) ayakkabılarımızdan oluşan bir örnek spor kıyafetlerimizle… Beykoz’un meşhur Abraham Paşa Korusu’nda kültür fizikten krosa… Basketbolden voleybola kadar… Sporun hemen hemen her dalını ibaret aşkı içersinde öğretirdi. İki küçük bina ve iki barakadan oluşan okulumuzun minicik bahçesine daha sonra derme-çatma da olsa küçük bir spor salonu kazandırmıştı.
***
İlk çevre bilincini de ondan aldığımı burada itiraf edeyim. Bir gün yine her zamanki gibi kros yapmak üzere okulun arka kapısından koruya çıkıyoruz. O sırada boğazımda bir gıcık oluşmuştu. Bir-iki “hık hık”tan sonra, “haak tuuu…” deyip yere tükürdüm. Tükürmemle birlikte, gökteki yıldızları da saymam bir oldu. Meğer Şahin Hoca hemen yanı başımda imiş. Şahin Hocam’ın “saydırdığı bu yıldızlar” hayatım boyunca “Çoban Yıldızı” gibi bana hep yol göstermiştir, göstermeye de devam edecektir. Nitekim, o gün bugündür bırakın tükürmeyi, en küçük bir hapşırık damlasını, pul kadar bir çöpü dahi yere düşürmedim.
***
Tekrar Mersin Valisi’nin imzaladığı listeye dönelim. Nazım Alpman’ın verdiği bilgiye göre… Lisenin futbolcuları, valinin imzaladığı listedeki kadife formalarıyla ilk maçlarını Mersinspor ile oynamaktadırlar. Maç 1-0 lehlerine olmasına rağmen, kendi okullarından bir öğrenci devamlı küfür etmektedir. Şahin Hoca bu haylazı birkaç kez uyarır. Önce biraz duralayan öğrenci, hiçbir şey olmamış gibi küfre aynen devam eder. Sonrası mı?.. “-İki tokat çaktım, bir daha çıtı çıkmadı!”
***
Ülkemizde bugüne kadar kaç beden eğitimi hocasına nasip olmuştur bilemem amma… Bir zamanlar Beykoz Ortaokulu’na derme-çatma küçük bir spor salonu kazandıran sevgili hocamın adı bugün Beykoz’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yaptırdığı… “Şahin Köktürk Spor Kompleksi” adlı modern bir spor tesisiyle ölümsüzleşmiştir. Büyük bir vefa örneği göstererek, halen “85. baharını” sürdürmekte olan hocaların hocası Şahin Hocama hayattayken bu mutluluğu tattıran İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’ne de buradan gönüller dolusu teşekkürlerimi gönderiyor… Bu vesileyle daha nice sağlıklı, mutlu yıllar dileklerimle hocamın mübarek ellerinden öpüyorum.
***
VE DİĞERLERİ…
Birkaç kelam da olsa, diğer beş hocamdan da bahsetmezsem bu yazım eksik kalır. Notaları, forteleri, sol anahtarlarını, si bemolleri, allegroları ve daha bilmem neleri kulaklarımızın içine, beynimizin tüm kıvrımlarına kadar sokmak için kendini paralayan… Sorduğu soruları bilemeyince de, “Otur, sana 10 tane sıfır!” diyen Beykoz Ortaokulu’ndan o sevimli Müzik Öğretmenimiz Lütfullah Küçükaltan unutulur mu hiç? Adı ansiklopedilere kadar girmiş olan ülkemizin sayılı ressamlarından yine aynı okuldan Nedim Günsur’u unutmam mümkün mü? Şahin Hocamın muhterem eşi resim hocamız, güzeller güzeli Lale hanımı unutursam, emeklerine nankörlük etmiş olmaz mıyım? Haydarpaşa Lisesi’nden… “Kaçın Ateş geliyor!” diye, bizlere sigara paketlerimizi saklayacak yer arattıran beden eğitimi hocamız, İstanbul Voleybol Ajanı, Saha Komiseri merhum Muzaffer Tunçalp’i… Yine adı ansiklopedilere kadar girmiş olan ülkemizin ünlü ressamlarından resim hocam Mehmet Pesen’i nasıl unutabilirim? Hayatta olanların ellerinden öpüyor, ahrete intikal etmiş olanlara da dualarımı gönderiyorum. Netice-i kelam: Beden Eğitimi dersi gereklidir, çünkü “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur”! Müzik dersi gereklidir, çünkü “Müzik ruhun gıdasıdır”! Resim dersi gereklidir, çünkü “Sanatsız kalan bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuş demektir”! Eli öpülesi tüm öğretmenlerimize gönüller dolusu selam olsun!
Seyfullah ÇİÇEK
Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için:
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
Geri dönüş(0)
 |