|
Kastamonu’da, “Domuz Gribi” aşısı yapacağız bahanesiyle doktor kılığına giren bir dolandırıcı tarafından soyulan karı-koca iki ihtiyarcığın başına gelenleri anlattığı 21 Kasım tarihli Hürriyet’teki köşesindeki yazısına… “Hep duacıyım… Allah memlekete hırsızın hayırlısını versin kardeşim.” diye giriş yapmış…
Sonra da o kendine özgü nefis üslubuyla, insan kılığına girmiş o yaratığın marifetlerini anlatmış, usta kalem Yılmaz Özdil. “Hırsızın da hayırlısı mı olurmuş?” demeyin. Üç ay önce ebediyete uğurladığımız sevgili Vahit (Kaya) Hocamız… Aza kanaat getiren öyle hayırlı (!) bir hırsız portresi çizmiş ki… Şu nefis mısralarıyla… Sizlerle paylaşmadan edemedik.
“Elleri uzundu, alanı dardı, Utanan kızaran yüzleri vardı. Aslan gibi yatar, sonra çıkardı. O eski hırsızlar nerede şimdi?
Hortumları yoktu, işleri zordu, Dayak da yerlerdi, gözleri mordu. Herkes birbirine onları sordu, O eski hırsızlar nerede şimdi?
Merdiven uzatır, cam keserlerdi, Mutfaklara girer yer içerlerdi. Bazen dama çıkar ve düşerlerdi, O eski hırsızlar nerede şimdi?
Ne dümende dayı, ne de arkası, Ne VIP salonları, ne de markası. Ne yalısı vardı, ne de bankası, O eski hırsızlar nerede şimdi?
Ne katları vardı, ne de yatları, Ne internetleri, özel hatları. Ne de Versace kravatları, O eski hırsızlar nerede şimdi?
Hortumları uzat, banka değiştir, Kredidir, çektir, fatura fiştir. Şimdiki hırsızlık çok ince iştir, O eski hırsızlar nerede şimdi?
Bazen tavuk çalar, pişirirlerdi, Göbek değil, mide şişirirlerdi. Polisle de iyi geçinirlerdi, O eski hırsızlar nerede şimdi?
Adları hırsızdı ve uğursuzdu, Çaldıkları ne ki, ekmekti, tuzdu. Yaşları da en çok yirmi, otuzdu, O eski hırsızlar nerede şimdi?”
(Vahit Kaya, Yitik Düşler, 2004)
Gerçekten de öyleydi, iyi bilirim. Bizim iki milli dolandırıcımız vardı bir zamanlar. İkisi de sevimli mi sevimliydi. Biri Sülün Osman, diğeri ise Raki namıyla maruf Güney Zobu. Sülün Osman daha çok tramvayları, boğaz vapurlarını, Galata Köprüsü’nü ve Galata Kulesi’ni pazarlama uzmanıydı. Müşterilerini gözlerinden tanırdı. Saf ve paralı olduklarına iyice kanaat getirdikten sonra… Hokus-pokus birkaç dakikada mandepsiye getirir… Sonra da acıtmadan söğüşlerdi. Raki ise bir başka alemdi. Kendini emekliye (!) ayırdıktan sonraki bir televizyon programında izlemiştim. Kendine özgü jest ve mimiklerle öyle tatlı tatlı anlatıyordu ki, marifetlerini… Hani, “ağzından bal damlıyor” derler ya… İşte öyle… Fakire, fukaraya, garibana dokunmadığını anlatıyor… Sonra da, yaptığı işi gayet normalmiş gibi şu sözcüklerle ifade ediyordu: “Ben zenginlerin havuzuna anadın mı, kovayı şöyle bir daldırıp, sadece bir kova su alıyordum..!” Aaahh… ah nur içinde yatası sevgili Hocam! Ne kadar da haklıymışsın. “O eski hırsızlar nerede şimdi?”
***
TABELAYA BAK!
Erman Toroğlu, 19 Kasım tarihli Hürriyet’teki köşesinde, Yeşilköy Atatürk Havalimanı istikametini gösteren yön tabelalarının insanları yanılttığından bahisle bir genelleme yaparak… “…Türkiye’deki bütün tabelaların değişmesi, uluslar arası standartlara getirilmesi gerekir” demiş. Boş verin Sayın Toroğlu, uluslar arası standardı. Alın benden size Karadeniz usulü bir tabela önerisi: “Yeşilköy Atatürk Havalimanı 1 km. geridedur!”
***
DİNUNUZUN KIYMETİNU PİLUN!
BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, FAO (Gıda ve Tarım Örgütü) Genel Müdürü Jacques Diouf’un çağrısına uyarak, Roma’daki Dünya Açlık Zirvesi öncesinde 24 saat oruç tuttuğuna değinerek, “Bir gün hiçbir şey yemeyerek oruç tutmak hiç de kolay olmadı” demiş.
Ekselans Hazretleri! Kendini bildi bileli yaz-kış demeden… Yılda bir ay oruç tutan bizim Temel’den alın size bir tavsiye: “Dinunuzun kıymetunu pilun”!
***
“YARSAV” YİNE EMİN ELLERDE!
YARSAV’ın son genel kurulundan nöbet değişikliği çıktı: Gitti Eminağaoğlu (Ömer Faruk)… Geldi Emine (Ülker Tarhan)! Yani anlayacağınız… YARSAV yine “emin” ellerde!
***
“KAHROLSUN HAİN PATRON!” AMA…
İsveç’de Stokholm Üniversitesi yaptığı bir araştırma sonucu, işyerinde haksızlığa uğrayıp öfkesini içine atan erkeklerin kalp krizinden ölme ihtimalinin çok yüksek olduğunu gerekçe göstererek… “Kalbini korumak isteyenler patronuna bağırsın!” önerisinde bulunmuş. Öneri güzel de… Kalbi kurtaralım derken, popoyu kaptırma tehlikesini de iyi hesaplamak gerekmez mi?!..
***
SÖZÜN ÖZÜ:
“Öfkeyle kalkan, zararla oturur.” (Atasözü)
HAFTANIN DÖRTLÜĞÜ:
Ahmet Kaçar’dan…
Cerre çıkan nane molla heybede ıslak mes tutar Karma fasılda kemancı bam teli çekmez, pes tutar Milli hoyratta zurnacı boğulurken inadına, Baş davulcu midesinde yellenmeye nefes tutar!..
Seyfullah ÇİÇEK
Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için:
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
Geri dönüş(0)
 |