|
Osman Ağa ve H.Avni Alpaslan komutasındaki iki gönüllü alayla… Koçgiri ve Pontus isyanlarının bastırılmasında…
Kaybedilmekte olan Sakarya Meydan Savaşı’nın seyrini birden bire değiştirerek kazanılmasında… Düşmanın denize dökülmesine kadar tüm savaşlara gönüllü olarak katılarak,zaferin kazanılmasında ve dolaysıyla da Cumhuriyete giden yolun açılmasında… Veee…üstüne üstlük… Kurtuluş Savaşımızın muzaffer Başkomutanı,Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önderimiz Atatürk’ün muhafızlığı gibi şerefli bir görevin yerine getirilmesinde… Çok önemli roller oynayan… Giresunlu bir avuç çılgın fedainin anılarının derlendiği kitabın adıdır,başlığımız. Turgut Özakman, “Çılgın Türkler”i yazdı. Ulu Önderimiz Atatürk’ün “Afyonkarahisar’da ve Dumlupınar’da sizin uşaklar da vardı” diye övgü yağdırdığı o çılgın Türkler arasında… “Giresunlu çılgınlar” da vardı. Onları da bir başka çılgın; dostluğuyla her zaman onur duyduğum,değerli gazeteci,araştırmacı-yazar,öğretmen “kalem çılgını” Erden Menteşeoğlu kaleme aldı. “Söz konusu vatansa,gerisi teferruattır” diyerek,odunu-ocağını,çoluğunu-çocuğunu geride bırakarak gözünü kırpmadan gönüllü olarak vatan savunmasına koşan,Atatürk’ü gözü gibi koruyan 26 fedainin kimiyle bizzat görüşerek,kiminin de çocuklarından ve yakınlarından derlediği anıları 170 sayfalık bir kitapta toplamış,sevgili Erden Hocamız. Kitabının “Basından Yankılar” bölümünde,4 Ekim 1990 tarihli Yeşilgiresun gazetesinde yayımlanan “Yakın Tarihimizde Osman Ağa ve Giresunlular” adlı makalemize de yer verme lütfunda bulunmuş. Bir adedini de bizim için imzalayarak gönderme nezaketinde bulunan sevgili hocama şükranlarımı sunuyorum. Akıcı,duru ve sade bir Türkçe’yle kaleme aldığı bu eserini de diğer eserleri gibi bir solukta okudum. İşte kitaptan bazı paragraflar: *** M.KEMAL PAŞA: “ONLAR BENİM MUHAFIZLARIMDIR.ONLARLA GURUR DUYUYORUM.” Merhum Bekir Uzuner (1895-1980 Ali oğlu Merkez Akıncı Köyü) anlatıyor. “…Tarihini hatırlamıyorum.Azerbaycanlılar’ın düğünü vardı.Mustafa Kemal Paşa da davetliydi.Osman Ağa,o gece için muhafız olarak beni ve Keşaplı Tufan ‘ı (merhum) görevlendirdi.Her zaman olduğu gibi Osman Ağa bize, ‘Aman çok dikkatli olun.Paşa Hazretleri’ni gözünüzden,hiç ayırmayın.’ diye sıkı sıkı tembihte bulundu. Çankaya’dan gece düğün yerine hareket ettik.Düğün geniş bir salonda yapılıyordu.Kalabalık salon,çok seçkin davetlilerle doluydu.Biz iki arkadaş,tepeden tırnağa tam teçhizatlıydık.Salon girişinde nöbette kaldık.Gözlerimiz Mustafa Kemal Paşa’daydı. Bir ara Başyaver Salih (Bozok) Bey yanımıza geldi. “Sakın gözünüzü Mustafa Kemal Paşa’dan ayırmayın.Salon çok kalabalık.Burada her çeşit millet var.Çoğu da sarhoştur.” diyerek bizi uyardı.Salih Bey’in uyarısıyla,biz daha da dikkat kesildik. Vakit geç olmuştu.Mustafa kemal Paşa yerinden kalktı.Bize doğru geliyordu.Tufan’la birbirimize bakıştık.Esas duruşta bekliyorduk.Paşa Hazretleri, “Çocuklar,beraber oynayacağız” dedi.Bizi salonun ortasına çekti.Bütün çalgıları susturdu.Çalgıcılara Karadeniz oyun havasını çalmasını emretti.Salonda çıt çıkmıyordu.Herkes bizi izliyordu.Bizim havamız çalmaya başladı.Mustafa Kemal Paşa horona yabancı değildi.Aramıza girdi.Oynamaya başladık.Paşa Hazretleri,bir ara bizi yalnız bıraktı.Biz,disiplinli ayak hareketlerimizle ,yağdanlık ve kavdanlıklarımızın çıkardığı uyumlu seslerle oyuna devam ediyorduk.Davetlilere bizi göstererek, “Bakınız,ne güzel oynuyorlar.Onlar benim muhafızlarımdır.Ben onlarla gurur duyuyorum.” dedi.Biz oynuyorken,Salih Bey’in yerimizde nöbet tuttuğunu gördüm.Oyundan sonra,biz yine nöbet yerimizi aldık.Salih Bey yanımızdan ayrılırken, “Çocuklar size içki ikram ederlerse,sakın sakın almayın.Çok dikkatli olun.” diyerek bizi ikinci kez uyardı. Düğün gece yarısına doğru dağıldı.Biz de geldiğimiz özel araçla Çankaya’ya geri döndük.” *** OSMAN AĞA: “SİZLERDEN GERİ KALIRSAM,BENİ VURUN!” Hamit Toslu da (1901-2001,Mustafa oğlu,Karabulduk-Keşap) Osman Ağa’nın cesaret ve kararlığını şu cümlelerle ifade ediyor: “…Osman Ağa taarruzlarda alayın önüne geçerdi.Kimselerde olmayan cesaret onda vardı.Hücuma onun emriyle kalkardık.Her hücuma geçişimizde,alaya emri şöyle olurdu: ‘Kimseler geri kalmasın!Vururum!Sizlerden geri kalırsam,siz beni vurun!” *** KOÇGİRİ İSYANI BÖYLE BASTIRILDI4 Koçgiri İsyanı’nı bastırmakla görevli Osman Ağa komutasındaki 47.Giresun Gönüllü Alayı,çetin kış şartları içinde yorucu bir yolculuktan sonra Refahiye’deki harekat sahasına ulaşır.Burada siperlere yerleştirilen gönüllülerimiz elleri tetikte beklerken,Osman Ağa ve kurmayları da hem biraz dinlenmek hem de Ankara’dan talimat almak üzere Refahiye’ye geçerler.Çok geçmeden asi Kürt aşireti Türk köylerine hücum ederek,katliama girişir.Eyüp Aydın (1901-1989,Merkez Yukarı Alınlı Köyü) hemen koşarak Refahiye’ye ulaşıp,Osman Ağa’yı uyandırır.Bundan sonrasını da dilerseniz Eyüp Aydın’dan dinleyelim: “…Borazancı,önce silah başı,ardından hücum emrini vurdu.(…)Telaştan herkeste bir eksiklik vardı.kimi tüfeğini almış,armasını unutmuş;kimi pijamalı;kimi yalınayak gelmişti.Ben ikinci bölükteydim.Bölük Komutanımız Yusuf Ağa idi.O da şaşkınlıkla elinde barabelli tabancası ile başı açık,üstü pijamalı yalın ayak gelmişti.Bölüklerin Refahiye’de bıraktığı eşyalar,cepheye daha sonra gönderildi. Asiler 300’den fazla süvari ve binlerce piyade askeriyle sayıca bizden çok fazlaydılar.Bizim iki adet beşbuçukluk topumuz,iki de makinelı tüfeğimiz vardı.Türk ve Rumlar’dan kurulu onsekiz kişilik mızıka (bando) grubumuz da yanımızdaydı. Öğle vaktiydi.Osman Ağa dürbünle karşı tepeleri izliyordu.Emriyle ateşe başladık.Sanki yer yerinden oynuyor,kıyamet kopuyordu.Osman Ağa,top ve mavzer seslerine alışıktı.Savaş meydanlarının kahramanı coşmuş nağralar savuruyordu. ‘Bunlar bizim uşakların elinden kurtulamaz.Vur ulan Panayot Tamzara’nın gözüne.” diye bağırıp bize moral veriyordu.Bir yandan da topçulara emirler yağdırarak, ‘Ateşle!Asilerin içine düşür.’ diye bağırıyordu. Herkes coşmuştu.Ölümü hiç düşünmüyorduk.Gırnatanın (klarnet) sesi;top ve silah seslerine karışıyordu.Moralimiz yerindeydi.Savaşıyor muyduk?Bayram mı yapıyorduk?Düğüne mi gidiyorduk?Daha doğrusu vatan için mücadele vermenin heyecanını yaşıyorduk. Akşama doğru çatışma hafifledi.Asiler bozulup dağıldılar.İkinci karşılaşmamızda yine birbirimize girdik.Bu defa asilerin bütün konaklarını yaktık.Sağ kalanlar da canlarını kurtarma pahasına kaçtılar.” *** “UŞAKLAR HORON KURMUŞ,COŞTUKÇA COŞUYORDU” Atatürk’ten 26 Ağustos 1922’de o meşhur “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir,ileri!” emrini alan ordularımız sel gibi coşarak,düşmanı önüne katmış kovalıyordu.Bu sırada henüz tel örgüleri geçmemiş olan 47.Giresun Gönüllü Alayı’nın karşısına dikilen Osman Ağa, “Arkadaşlar!ne bekliyorsunuz?Düşman kaçıyor.cephede kimse kalmamış.Dalın içeriye!” diye bağırır. Gerisini,yine Eyüp (Aydın) dayıdan dinleyelim: “Tel örgüleri bir anda aştık.Cepheye tamamen hakim olduk.Mazgallarda kocaman kazanlarda pirinç,fasulye çorbaları kaynıyordu.Komutanın masasında içilmeye fırsat bulunmamış sıcak kahve fincanı duruyordu.Bizler de şaşırmıştık.Gözlerimize inanamıyorduk.Koyun kuzuya karıştı misali asker,zabit (subay) birbirimize karıştık.Sevinçten kucaklaşarak zaferimizi kutladık.Cephe bir anda bayram yerine döndü.Düşmanı gerçekten püskürttük mü yoksa rüya mı görüyoruz? diye birbirimize soruyorduk.Bir yandan da uşaklar horon kurmuş,coştukça coşuyordu.Herkes bayram ediyordu.Bırak sıcak çorbayı,açlıktan kuruyan asker bir kuru tayına talim ediyordu.” *** “AT PİSLİKLERİNDEN ARPA TOPLAYIP YEDİK” Eyüp dayı askerin bir kuru tayına talim ettiğini söyleye dursun,bir başka mücahidimiz, Mustafa Tığlıoğlu (1900-1984,Ali Oğlu,Gemilerçekeği Mahallesi) daha da vahimini şu sözlerle dile getiriyor. “…Askerin iaşesi tükenmişti.açlığın çaresizliğini yaşıyorduk.At pisliklerinden topladığımız arpa tanelerini paslı tenekelerde kavurup yedik.” *** İşte bazıları böyle, “söz konusu vatansa,gerisi teferruattır” diyerek… Kurtuluş Savaşımız’ın ulu önderi,büyük kurtarıcımız Gazi Mustafa Kemal Paşa (Atatürk)’nın fedailiğinin yanı sıra… Katır pisliklerinden topladığı arpalarla karınlarını doyurarak vatan için gözünü kırpmadan ölüme yürürken… Atatürk’ü sadece resimlerinden tanıyan… Rahat koltuklarına kurularak hamasi nutuklar atmakla Atatürkçü olunacağını sanan… Hayatında kaç kitap karıştırdığı,kaç satır yazı yazdığı meçhul… “Kerameti kendinden menkul” bazı sanatçı müsveddeleri de… Bilmem kaçıncı “düzeyli ilişki”sinin mutluluk sarhoşluğuyla… Çok kıymetli oylarının (!) değerini dağdaki çobanla kıyaslamaya kalkışıyor. Allah akıl,fikir,vicdan versin başka ne diyeyim. *** Bizim söyleyeceklerimiz şimdilik bu kadar. Daha fazlası hem de bol fotoğraf ve belgeleriyle bu kitapta. Eğer gerçek bir Giresunlu iseniz,eğer Gazi Osman Ağa’nın ve Kurtuluş Savaşımız’da destanlar yazan Giresun Uşakları’nın torunuyum diyorsanız… Ki,bundan en küçük kuşkum yok. Öyle kuru kuru övünmeyi bırakıp,bu kitabı mutlaka ve hemen okumalısınız. Hatta tekrar tekrar… Kültürümüze paha biçilmez bir hazine daha bahşettiğin için,seni bir kere daha yürekten kutluyor,sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum,eli öpülesi aziz ve muhterem Hocam! Giresun Tarih ve Kültürü senin kaleminden bir başka güzellik,bir başka anlam kazanıyor. Bir eseri bastırmanın,yazmaktan daha zor bir iş olduğunu bizzat yaşadığım için,bilenlerdenim. Eminim,bu kitabını da borç-harç bastırdın. Ah bir de… Tavan aralarında dura dura “farelere yem olmadıysalar”… Otuz yıllık alın,terin,emeğin,göz nurun olan o bir çuval dolusu “Giresun Tarih ve Kültürü” dosyanı da gün ışığına çıkarabilseydin… Diyeceğim demesine de… Valiliğimizden,Belediyemizden,meslek odalarımızdan,FİSKOBİRLİK’ den, Kültür ve Turizm Derneğimiz’den sesimizi duyan babayiğit birileri çıkar mı, acaba? Ne olur ne olmaz,biz bir kez daha hatırlatıp,görevimizi yapalım da… İyi ki varsın;ellerine,gözlerine,diline,yüreğine,kalemine,aklına,fikrine,zikrine sağlık,Sevgili Hocam! Seyfullah ÇİÇEK Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için:
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
Geri dönüş(0)
 |