Serander.Net | Karadeniz Kültürü... Karadeniz tarihi, kültürü ve folkloru!

Cum03242017

Son GüncellemeCts, 25 Şub 2017 8pm

Back Buradasınız: Ana Sayfa Yazarlar İbrahim TELLİOĞLU Türk-Ermeni İlişkileri ve 1915 Olayları (Son Bölüm)

Türk-Ermeni İlişkileri ve 1915 Olayları (Son Bölüm)

TÜRK ERMENİ İLİŞKİLERİ ve 1915 OLAYLARI (Son Bölüm)

ZORUNLU SEVK VE İSKÂNIN GÜNÜMÜZE YANSIMALARI

Ermenilerin zorunlu iskânı ile ilgili olarak çeşitli iddialar vardır. Bunlardan birisi Ermenilerin zorla göç ettirildikleri Doğu Anadolu ile Sivas ve Çukurova bölgesindeki yerlerde nüfusun çoğunluğunu oluşturduğudur. Dönemin yabancı kaynaklarında ve Osmanlı nüfus sayımı sonuçlarında Ermenilerin en yoğun olarak bulundukları bölgelerde bile nüfuslarının Türk nüfusun % 25’ini geçemediği anlaşılmaktadır.

Bu kaynaklardaki veriler farklı olsa da yaklaşık 1.3 ila 1.5 milyon arasında Ermeni’nin yaşadığı görülmektedir. 1914 Osmanlı nüfus istatistiklerine göre ülkede yaşayan Ermeni nüfusu 1.221.850'dir. Ancak tehciri ülkelerinde dile getiren çevreler bu verileri göz ardı ederek Ermeni Patrikhanesinin rakamlarına itibar etmektedir. Partikhanenin verilerine göre Osmanlı Devleti’ndeki Ermenilerin nüfusu 3 milyondu. Yani öldürüldüğü iddia edilen Ermenilerin sayısı Osmanlı Devleti’nde yaşayanlardan fazlaydı.

İkinci olarak tehcir ile Ermenilerin sistemli bir şekilde yok edildiği iddiaları gündeme getirilmektedir. Ancak yapılan bu düzenlemeler incelendiğinde Ermenilerin bir soykırıma değil, savaş bitene kadar güvenli bölgelere çekildiği açıktır. Bir başka deyişle Osmanlı Devleti en temel görevlerinden birisi olan cephe gerisindeki sivillerin güvenliğini sağlamak için teröre alet olanları geçici bir süre başka bir yere nakletmek zorunda kalmıştır.

Göç hadisesini “soykırım” olarak niteleyen çevrelerin elindeki temel belgeler Talat Paşa’ya ait olduğu iddia edilen telgraflardır. 1920’de Londra’da Naim Bey'in anıları / Ermenilerin Tehcir ve Katliamına İlişkin Resmi Türk Belgeler ismiyle yayınlanan bir eserde ilk defa gündeme getirilen bu telgrafların uydurma olduğu 1983’te ortaya konuldu. Ancak, 1920’den beri bu sahte telgrafla dünyada soykırım yapıldığına dair bir algı oluştu.

AİHM'nin 17.12.2013 tarih ve 275101/08 numaralı kararında olduğu üzere 1915 olayları soykırım olarak nitelendirilemeyeceği hukukî olarak ortaya konmuştur. Sadece bu karar üzerinden Avrupa’da açılacak davalarla soykırım iddialarının okullarda ders kitaplarından çıkartılmasından ifade özgürlüğü bağlamında soykırım iddialarının ilmî zeminde yeni tartışmaya açılmasına kadar birçok yeni gelişme ortaya çıkabilir.

SONSÖZ YERİNE

Türkler ve Ermeniler, 5. yüzyıldan beri ilişkileri takip edilebilen iki topluluktur. Ermenilerin Türklere bakışı şartlara bağlı olarak değişkenlik göstermiştir. Esas itibariyle Ermenilerde Türk düşmanlığı ya da sempatisi olduğu gibi genellemeler yapmak doğru değildir. Aynı durum Türk tarafı için de geçerlidir. Benzer şekilde 15 asırdan fazla bir süre devam eden ilişkileri de 20. yüzyılın başlarındaki gelişmelere sıkıştırarak Türk-Ermeni münasebetlerini izah etmeye çalışmak da en azından iki topluluğun ortak geçmişinin derinliğine saygısızlık etmek olur.

Ermeniler, kendilerine müttefik olan Hun, Hazar gibi gruplarla iyi komşuluk ilişkisi kurdukları Akhunlar gibi Türk toplulukları hakkında olumlu kanaatlere sahiptir. Bu topluluklardan bir zarar görmedikleri gibi zaman zaman onların desteğiyle düşmanlarıyla mücadele edebilmişlerdir. Aksi bir durum olduğunda ise tabii olarak Türklere bakışları da değişir. Yukarıda müttefiki olduğundan bahsedilen Hazarlar Doğu Anadolu’ya girdiğinde Ermeni tarihçilerinin onlar hakkındaki tanımlamaları farklılaşır. Bu tanımlamalardan herhangi birinden hareket ederek Ermeniler Türklere dost ya da düşmandır gibi bir değerlendirme yapmak sağlıklı olmaz.

Türk Ermeni ilişkilerinin sorunlu hale gelmesinde Selçukluların Anadolu’ya yönelmesinin büyük yeri vardır. Bu dönemde Ermeni kaynaklarındaki Türk tasvirlerinde abartı ve öfke dili öne çıkar. Selçukluların Müslüman olması ve kalabalık bir nüfusla Anadolu’yu fethetmek üzere bölgeye yönelmesi bu tasvirlerin ortaya çıkmasında büyük rol oynar. İslamiyet’i sahte bir din olarak kabul eden Ermeniler büyük bir askeri güce sahip Selçukluların ülkelerini ele geçirebileceği endişesi ile korku duydukları bu topluluğu yukarıdaki gerekçelerle tanımlamaya başlamışlardır. Anadolu’nun fethi sürecinde Bizans İmparatorluğu ile işbirliği yapan Ermeniler, Malazgirt Zaferinden sonra Selçuklu Devleti’nin vatandaşı olarak yaşamaya mecbur kalmışlardır.

Selçuklu hâkimiyeti ile birlikte Ermenilerin korkularının da boş olduğu ortaya çıkmıştır. Zira Selçuklular onlara dini, mezhebi, ekonomik ve kültürel özgürlükler tanımışlardır. Bilim ve insaf sahibi Ermeniler, bugün bağımsız Ermeni kilisesi var ise bunu Türklere borçlu olduklarını söylerler. Çünkü Selçuklular yerine Bizans bölgeye hâkim olsaydı Ermeni kilisesini kapatarak onları Rum Ortodoks kilisesine bağlanmak zorunda bırakacaktı. Hıristiyanlar için mezhep değiştirmenin din değiştirme gibi algılandığı düşünülürse Selçukluların tanıdığı özgürlüğün Ermeniler için ne kadar anlamlı olduğu ortaya çıkar. Bu inanç ortamında daha önceki Selçuklu hükümdarları hakkında olumsuz tasvirler kaleme alan Ermeni tarihçilerinin vatandaşı oldukları Sultan Melikşah hakkında cihan hükümdarı, en adil, Hıristiyanlara karşı en şefkatli hükümdar gibi ifadeler kullanmasının sebebi de ortaya çıkar.

Selçukluların gerileme devrinde Çukurova bölgesinde yoğunlaşmış olan Ermeniler bağımsızlık elde etme çabasına girişmişlerdir. Bu maksatla Haçlılarla işbirliği yapmış ancak beklentilerine karşılık bulamadıkları gibi Bizans’tan gördükleri muamelenin benzerini onlardan görmüş ve inançları hakir görülmüştür. Bölgede Haçlı prenslikleri kurulduktan sonra Türkiye Selçuklularına müracaat eden bazı Ermeni önde gelenleri, Maraş ve çevresinin yeniden Türk hâkimiyetine geçmesi için davetçi olmuşlardır. Türkiye Selçukluları zamanında her kargaşa döneminde bağımsızlık için sık sık isyan eden Çukurova Ermenilerinin ayaklanmaları bastırılmıştır. Selçuklu hâkimiyetinin sona ermesinden sonra Osmanlı vatandaşı haline gelen Ermeniler, İstanbul'un fethinden sonra burada kurulan patrikhane ile Hıristiyan dünyasında üst düzeyde temsil edilmeye başlanmıştı. Ekonomik bakımdan Osmanlı Devleti'nin en gelişen grupları içerisinde yer alan Ermeniler devlet kademelerinde de üst düzey görevlere getirildiler.

Osmanlı Devleti'nin gerileme döneminde büyük güçlerin hedeflerindeki topluluklardan birisi de Ermenilerdi. Ancak Osmanlı Ermenilerinin büyük kısmı bu projelere itibar etmediler. 19. yüzyılın ortalarında ivme kazanmaya başlayan Ermeni milliyetçiliği, 1887'de Cenevre'de Hınçak, 1890'da Tiflis'te Taşnak örgütlerinin kurulmasından sonra silahlı eyleme yöneldi. 1890'dan itibaren ortaya çıkan isyanlar 20. Yüzyılın başlarında yoğunlaştı. 1906-1922 arasında Ermeni terörü sebebiyle hayatını kaybeden Türklerin iki milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. Osmanlı Devleti uzun süre bu eylemlere karşı savunma durumunda kaldı. 24 Nisan 1915'te Taşnak ve Hınçak partilerini kapatarak üyelerini tutuklatan Hükümet, 27 Mayıs 1915'te de isyana kalkışan Ermenilerin daha güvenli yerlere zorunlu olarak gönderilmesi emrini yayınladı. 29 Kasım 1915'e kadar büyük kısmı Ruslarla işbirliği yapan Ermeniler yerlerini terk etmek zorunda kaldı. Zorunlu göç devletin cephe gerisindeki sivilleri koruma adına aldığı bir önlemdi. Savaş sırasında iki ateş arasında kalmamak adına başvurduğu bir çareydi. Bugün uluslararası hukuk çevrelerince de kabul edildiği üzere Ermenileri yok etmek için hazırlanmış bir düzenek değildi.

Osmanlı arşivlerindeki kayıtlara bakılırsa yer değiştirme ile uygulamalar Ermenilerin sadece ayrılıkçı grubu ile ilgilidir. Osmanlı Devleti aleyhine faaliyette bulunmayan Katolik ve Protestan Ermenilerin uygulama dışı tutulması devletin topyekûn bir harekete girişmediğinin açık bir göstergesidir. Aynı şekilde asker ve asker aileleri, taşradaki Osmanlı Bankası çalışanları, Reji idaresi, Düyun-ı Umûmiyye ve bazı konsolosluklarda görevli Ermeni memurların kapsam dışı bırakılması, devletin tüm Ermenilere yönelik bir eylem planı oluşturmadığının delilidir. Sadece, bu meslek gruplarından ayrılıkçı faaliyetlere iştirak edenler görevden el çektirilmiştir. Ayrıca demiryollarında çalışanlar örneğinde olduğu gibi bazı meslek gruplarındaki amele ve ustalar ile ticaretle uğraşanlar da vazifelerine devam ettirilmiştir. Osmanlı belgelerinde göçle ilgili evrakların önemli bir kısmında bazı Ermeni vatandaşlarının mağdur edilmemesi için özel çaba gösterildiği dikkat çekmektedir. Bunlar, sağlık durumu bozuk olanlar, yetim çocuklar, dul kadınlardır. Bilhassa yetim çocuklara vurgu yapılan belgelerde onların yetimhanelere yerleştirilerek güven altına alınmaları ve hayatlarını sürdürebilmeleri için bütün imkânların seferber edilmesi sık sık vurgulanmaktadır. Aynı şekilde sağlık durumları müsait olmayanların ve dul kadınların göçten istisna tutularak yaşadıkları yerlerde hayatını devam ettirmesi sağlanmıştır. Hem bu şartlarda olanların hem de olaylara karışmayanların sevk edilmeyecekleri yazışmalarda ısrarla pek çok kez tekrarlanmıştır.

Devlet arşivlerindeki belgelerden anlaşıldığı üzere zorunlu göçün uygulanması sırasında Osmanlı Devleti ciddi önlemler almıştı. Yaşlı, sakat ve çocuk olanların göç ettirilmemesinden tutun da göç ettirilenlerin geride bıraktığı malların korunmasına kadar pek çok önlem alındı. Günümüzde Ermeniler bu göç sırasında bir buçuk milyon Ermeni’nin katledildiğini iddia etmektedir. Oysa o dönemde Osmanlı Devleti’nde bu kadar Ermeni’nin yaşamadığı hem Osmanlı kayıtlarında hem de uluslararası kayıtlarda mevcuttur. Üstelik göç ettirilenlerin kaç kişi olduğu bunlardan ne kadarının göç ettirileceği yere ulaştığı kaçının hayatını kaybettiği bellidir ve bunlar defalarca dünya kamuoyuna açıklanmıştır. Bununla birlikte Ermeniler, gerçeklere yüz çevirerek devamlı yaptıkları lobi faaliyetleri sonucunda bugün, dünya genelinde önemli mesafe kat ederek, soykırıma uğradıkları tezini kabul ettirme noktasında büyük ilerleme sağlamışlardır.

Genel olarak “4 T” planı olarak bilinen Ermeni propagandasına göre “soykırım” tüm dünyada tanıtılacak“, iddialar dünya kamuoyunca kabul edilip Türkiye tarafından "tanınacak", soykırımdan dolayı Türkiye'den "tazminat" alınacak, "Büyük Ermenistan“ı gerçekleştirmek için gereken "toprak" Türkiye'den koparılacaktır. Ermeniler bu tezlerini dünyaya kabul ettirebilmek için oldukça önemli adımlar atmışlardır. BM Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt Komisyonu, Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu, Dünya Kiliseler Konseyi, İnsan Hakları Derneği, YMCA Avrupa Birliği gibi uluslararası kuruluşlarda Ermenilerin soykırıma uğradığı görüşü hâkim durumdadır. Ayrıca Ermeni lobilerinin faaliyetleri sonucu Arjantin, Almanya, Belçika, Kanada, Şili, Güney Kıbrıs, Fransa, Yunanistan, İtalya, Litvanya, Lübnan, Hollanda, Polonya, Rusya, Slovakya, İsveç, İsviçre, Uruguay, Vatikan, Venezuella gibi ülkelerle ABD’nin 41 eyaletinde bir şekilde Ermeni tezini kabul eden kararlar alınmıştır. En son 29 Ocak 2014’te Suriye Parlamentosu Ermeni soykırımını tanıyan bir kanunu kabul etmiştir.

Türkiye’de Türk-Ermeni ilişkileri ve 1915 olayları ile ilgili olarak o kadar çok çalışma yapılmıştır ki, bu konularla ilgili bütün soruların cevap bulabileceği önemli bir külliyat ortaya çıkmıştır. Ancak bu çalışmaların uluslar arası kamuoyuna yeterince tanıtıldığını söylemek mümkün değildir. Bu çalışmalardan Batı dünyasındaki bilimsel çevrelerin haberi olsa da 1915’te Ermenilere soykırım yapıldığına inanan/inandırılan insanların ilgisini çekmemektedir. 1920’de yayımlanmış bir kitapta Talat Paşa’nın soykırım yapılması emri verdiği iddia edilen telgrafın uydurma olduğu 1983’te ortaya çıkarılmıştı. Ancak bu örnekte olduğu gibi 1915 olaylarıyla ilgili pek çok çarpıtma günümüzde ortaya çıkarılsa da dünyadaki algı çok değiştirilememiştir. Çeşitli ülkelere yayılmış, farklı ekonomik, kültürel ve mezhepsel kimliklere sahip Ermenilerin en büyük ortak noktası Türkler tarafından soykırıma uğratılmış oldukları inancıdır. Ermeniler açısından bu mesele bir tarihî mesele değil inanç meselesi haline gelmiştir. Dolayısıyla bu meseleyi ne tartışmaya yanaşırlar ne de tarih ile yüzleşmek adına konuşmaya. Yaptıkları propaganda etkisiyle dünyada ulaştıkları taraftar kitlesi onları 1915 olaylarını tartışmaktan daha da uzaklaştırmaktadır. Oysa Birinci Dünya Savaşı’nın dünyada olduğu gibi Osmanlı Devleti’nde de derin acılara sebep olduğu, bu acılardan bütün Osmanlı vatandaşlarının etkilendiği ana fikri üzerinden yapılacak çözümlemeler tarihi gerçeklerin ortaya çıkması adına bir karşılık bulabilir.

Türkiye Ermenilere, arşivlerin karşılıklı olarak açılıp ortak bir komisyon kurularak 1915 olaylarının bütün yönleriyle aydınlatılması teklifinde bulunmuştur. Ancak yaptığı propaganda ile uluslararası kamuoyunda önemli bir mesafe kat etmiş olan Ermeniler bu teklife sıcak bakmamaktadır. Onlar 2015 yılında dünya çapında büyük bir çalışma yaparak “soykırım tezini” dünyaya tanıtma amacındadırlar. Bunun ikinci aşaması kurulacak uluslararası baskı ile Türkiye’nin soykırımı tanımasıdır.

Ermenilerin 2015’e yönelik faaliyetleri tüm hızıyla devam ederken AİHM “soykırım” iddialarıyla ilgili olarak gidişatı değiştirici mahiyette bir karara imza atmıştır. 17 Aralık 2013 tarih ve 275101/08 nolu kararında, 1915 olaylarına soykırım denmesi zorunluluğunu kaldırmıştır. Mahkemeye göre soykırım kavramı net ve hukuki bir kavramdır. Eylemin bir grubun bir kısım üyelerini değil tamamını tahrip etmek kastıyla yapılmış olması gerekir. Soykırım çok dar anlamlı hukuki bir kavramdır, dahası ispatı zordur.

Geçmişte yaşananlar siyasetçilerin insafına bırakılamayacak kadar kıymetlidir. Bu açıdan 1915 olaylarının tarihçiler tarafından tartışılması Türk ve Ermenilerin geçmişiyle yüzleşmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Taraflar arasında kurulacak komisyonların uluslararası temsilcilerin de destekleri ile meselenin çözümüne ve ilişkilerin normalleşmesine önemli katkı sağlayacağı açıktır.

AİHM’nin kararında açıkça vurgulandığı üzere 1915 olayları soykırım olarak nitelendirilemez. Bu durum altında uluslararası camianın mahkeme kararlarına uyması gereklidir. 1915 olayları ilmin ışığında bir çözüme kavuşturulmadan Türk Milletinin soykırım suçlaması ile karşı karşıya bırakılması kabul edilemez bir durumdur. 

Prof. Dr. İbrahim TELLİOĞLU

Yazı Dizisi: Türk-Ermeni İlişkileri ve 1915 Olayları (Son Bölüm)

Yazı dizisinin diğer bölümleri için tıklayınız!

Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Karadeniz Tarihi

Karadeniz Tarihi
Karadeniz Tarihi ile ilgili en geniş bilgiler Serander.Net'te!

Karadeniz Folkloru (Halk Bilim)

Karadeniz Folkloru (Halk Bilim)
Karadeniz Halk Kültürü ile ilgili bilmedikleriniz Serander.Net'te!

Gezi & İnceleme

Karadeniz Gezi & İnceleme
Karadeniz hakkında Gezi İnceleme yazılarıyla çok şey bulacaksınız.

Karadeniz Türküleri

Karadeniz Türküleri
Karadeniz Türküleri ile ilgili en geniş bilgiler Serander.Net'te!

Röportaj ve Söyleşiler

Röportaj & Söyleşi
Röportajlarımız ve Söyleşilerimizi keyifle okuyacaksınız...