Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesindeki 1. Uluslararası Adalet Kongresine (2-3 Mayıs 2019) ve 12. Klavye Yarışmasına katılanlar Batum’a günübirlik bir seyahat gerçekleştirdiler. Havanın açık ve oldukça sıcak olduğu bir Pazar günü (5 Mayıs 2019) Batum’a doğru bir otobüs dolusu akademisyen, memur, daktilocu yola koyuldu.
Bunlar muhtelif üniversitelerden muhtelif unvanlar taşıyan öğretim elemanları Özgür Doğan Gürcü, Cihat Çetin, Figen Keskin, Oğuzhan Koca, Canan Yılmaz, Ahmet Türkan, Esra Çalık Bayazıt, Elif Kara, Betül Söğüt, Öznur Nalçınkaya; intersteno mensupları Sevilay Gündoğdu, Emrah Kuyumcu, Ümit Serbest, Krystian Wawrzynek; rehber Nadir Musayev, üniversite sekreteri Hasan Örücü idi. Aralarında Bağan Gidersoy ve ben de vardım.
Pazar ilçesinden geçiyoruz; kırk yıl önce gördüğüm Pazardan hiçbir şey hatırlamıyorum. Oldukça düz bir yer burası, yerleşime uygun. Karşıki dağlar bembeyaz. Oysa genç bir liseliyken Hemşin’in Kantarlı dağlarında orman işçiliği etmiş, fidan dikmiştim.
Ardeşen’de de büyük binalar gördük, yerleşim için fena bir mekân değil. Fındıklıya gidiyoruz. Yemyeşil her yan. İlk defa geçiyorum. Oysa Çayeli’ni ve Pazar’ı bilirdim. Fındıklı öbür yerlere göre daha geniş, daha gelişmiş, yerleşime de daha uygun bir yer. Nüfusu tabelaya 110.000 diye yazılmış. Hem bazı eski binalar var, hem de çok yeni binalar…
Hopa dev bir şehir olmuş! Birçok otel görünüyor hemen. Limanı var fakat hükümet konağı minnacık kalmış. Burada daha büyük büyük hükümet konağı yapılmalı. Otobüsümüz bir kadını neredeyse eziyordu; can havliyle çocuğunu bırakıp geçti…
Hopa’dan sonra kıyı küt iniyor. Bir tünelden geçiyoruz. Dev bir kuyruk halinde tırlar bekliyor. Sarp küçük bir köy, küçük bir camisi var. Batum’a doğru dik iniyor kıyılar. Sarptan sonra iki küçük “şarlacık” yani mini şelale var. Kopmuş Otobüs Parkındayız. Kopmuş Kafe. Kemalpaşa hükümet konağı son durak. Yani Batum’dan önceki son menzil.
İlçe hakkında Vikipedi bilgisi şu: “Kemalpaşa, Artvin ilinin bir ilçesi ve bu ilçenin merkezi kasabadır. Eski adları Makriali ve Noğedi’dir. Gürcistan sınırı yakınında Karadeniz kıyısında yer alır. Hopa ilçesine bağlı bir köy iken, 1987 yılında belde, 2017 yılında ise yayımlanan KHK ile ilçe oldu.” (23.7.2021)
Kemalpaşa’da uzun bir bekleyiş!!! Yarım saati geçti. Adalet MYO’ndan bir talebe bizi karşıladı. Aynı zamanda KTÜ Hukuk Fakültesi üçüncü sınıf talebesi imiş. Sabahleyin 11.43’de Gürcistan tarafına geçtik! Hava çok sıcak. Oturdum biraz güneşin altında! Başım yanacak! Aklıma ister istemez o oynak Batumlu türkü düşüyor: “Ben giderim Batuma./Batumun batağına./ Pencereden içeri al beni otağına!”
12.18’de deprendik. Bizim sınırı geçince karşımıza Aziz Andrei (Saint Andrew) çıktı! Resim çekindik. Aziz Andrei heykeli, Sarp sınır kapısından Batum’a geçtikten sonra, Batum yolunda, Sarp şelalesinin yanında bulunmaktadır. Gürcistan’a ilk gelen İsevî olan Georgian`a adanmıştır. Böyle yerlerde hep anlatılageldiği üzere evlilere yahut evlenecek çiftlere baht getirdiği söylendi bize de! 13.48de 50 lira verip 21 “lari” aldım. Gürcistan parasının adı “lari”dir. On beş yirmi dakika bekledik. Benzin daha ucuz burada.
Gürcüler şarapla anılır. Hakikaten her yerde su yerine pet şişelerde şarap satıyorlar.
Çoruh nehri, 16 km Batum’da kalarak denize dökülüyor; başka deyişle Türkiye’nin suyunu Karadenize götürüyor.
Tabelalarda Rafet El Roman ismi bizi karşıladı. Müzik ve müzikçi sınır tanımıyor demeleri yalan değilmiş! Yeşillik içinde iki katlı evleri seyrediyoruz. Otobüsümüzdeki Karadeniz müziği bizi devamlı bir devingenliğe itiyor: “Bak daha gelir miyim Ziganadan ukari!” Alıp götürüyor insanı. İlahi bir tını. “Ne boyle sevda olsun ne boyle ayruluglar!!!”
...
Batum’da numunelik bir cami kalmış: Orta Cami! Halen faal… Onunla başlayan sokağa da Türk Sokağı deniyormuş. Batum sahili çok geniş. Ihlamur ağaçlarını gördük; sedir ağaçları var, çamlar var fakat sahilde yer yer büyük binalar yapıp çirkinleştirmişler şehri. Akşamları ışık gösterisi yapılıyormuş… Şehir içinde bir gölcük var. “Batumun batağı” bu mudur? Saat kulesi güzel!
Orta Camide şadırvan yanında sakallı ihtiyarlar sohbet ediyor. Herhangi bir Türkiye camisinde olduğu gibi… Caminin kapı süslerinde sarı renk hakim. Sarı Hristiyan, İslav, hatta Gürcü rengidir; Balkanlarda da mesela Makedonya’da da sarı renk dikkat çekicidir. Batum’da da camide yine sarı renk baskın. Kapı bezeklerinde bereketi temsil eden üzüm var. Bir salkım üzüm daima bereket, bolluk simgesi olarak mimari yapılarda yerini almıştır. Hemen altta çok güzel çini süslemeleri var. Davut yıldızı da. Tavanı çok güzel!
Öğlen yemeği için Park Batumi restorana oturduk. Çorba, güveç, cips, pilav, hingel, domates salatası yedik; armut suyu ve çay içtik. Nefis bir Acara mutfağıydı!
Türkiye’nin Batum Başkonsolosu sayın Makbule Koçak görüşme isteğimizi kırmadı. Koçak çevik, sempatik, akıllı bir hanım. Çevresine güven veriyor. Batum’daki durumu, Türk-Gürcü ilişkilerini bize kısaca hikâye etti. Hassasiyetlere değindi. Çay sundu. Pazar günü olmasına rağmen konsolosluğu açtı, bizi, konuklarını güzelce ağırladı. Herkesle tek tek ilgilendi.
Sonra… Sahilde Ali ile Nino heykelini gördük. Ali ile Nino bilenler bilir, çok meşhur bir aşk romanı. Yazarı Kurban Said takma adını kullanmış bu eserinde. Kimliği senelerce merak konusu olmuş! Bizi bu kadar derinden tutan eseri yazan adam kimdir? Takma ad mıdır, hakiki ad mıdır? Türkçeye 1970’lerde çevrilip Hürriyet Yayınları arasında çıkmıştı. Sonradan başka çevirileri de yapıldı. Bunlardan birini sevgili dostum yazar Orhan Aras yaptı ve meseleyi aydınlattı. Kurban Said aslen Musevi olan Lev Nussimbaum imiş!
Dünyada Ali ile Nino ve yazarı üzerine hayli yazı kaleme alındı. Nino güya bizim Güzel Atlar Diyarından, Nevşehir’den Gürcistan’a Hıristiyanlığı getiren bir rahibe! İşte bu sevgi romanından esinlenen sanatkâr şahane bir eser kondurmuş Batum’un sahiline… Sanat bu dedirtiyor insana! Sürekli hareket halinde bir kadın ve erkek figürü birbiriyle öpüşüyor, kucaklaşıyor…
Göl ile deniz arasında üryan kadın ve erkek heykeli balık kipinde! Ve Batum’dan 17.49 itibariyle Rize’ye varmak için dönüyoruz. Otobüste yine o şarkı var: “Of Sürmene arası on beş doktora bedel!” Hemşerilerimin abartma kabiliyetine diyecek yok! Oysa ağır ve meşakkatli işlerden ve rutubetli havasından dolayı birçok insan hasta ama Karadeniz uşağı memleketine âşık. Sevmek için sevilenin güzel olmasına gerek var mı?
17.48 Sarptayız. Türkiye ile Gürcistan arasında bir saat zaman farkı var. Sahildeki caminin adı yok. Baktım baktım göremedim. Sarpa doğru gerçekten büyük kayalar var. 6500 nüfuslu Kemalpaşa: Küçük sahil kasabası yine karşımıza çıkıyor. Bütün Karadeniz sahilinde olduğu gibi, geçtiğimiz bu sahil beldelerinde de denizi doldurmaya devam ediyorlar. Etsinler! Yine o meşhur Karadeniz türküsünde söylendiği gibi “Bakalım sonumuz ne olacak?”
Batum, Acara (Acaristan) bölgesinin başkenti. Müslüman Acara halkının şehri… Bizim dünyamızda da önemli bir yeri var. Birçok âlimimizin yurdudur orası. Ama gitgide devlet halkı Hristiyanlaştırıyor denebilir. Ya da hâkim “toplu durum” ve kültür şehir merkezinde yaşayanları Hristiyan kültürüne çekiyor. Oysa vaktiyle Gürcülerin içinde de çokça Kuman Kıpçak Türkü erimiş gitmiş. Kimi tarihçilere göre, 1184-1213 yılları arası Gürcü tahtına oturan Kraliçe Tamara (Tamar)nın kanında annesinden ötürü Kıpçak kanı akıyordu. Dede Korkut Hikâyelerinde de Gürcistan ve Gürcü beyleri Şökli Melik’le döğüşürüz. Bırakın Batum’u, Tiflis daha dün uğrak yerimizdi. Âşık Garip Hikâyesi orada geçmiyor muydu? Borçalı’da yaşayan binlerce Türk içinde benim soyadımı taşıyan aileler de var. Acaba Acaralar’ın geleceği ne olacak?
...
Rize’de kongreye katıldım. Yeni dostlarla sohbet ettik, şehri gezdik. Gittiğim her yerde olduğu gibi bir de kitapçıya uğradım. Kitapçıdan Gülçin Çandarlıoğlu’nun Tarih Metodu (İstanbul 2003) kitabını, bir süreden beri yeniden çıkmaya başlayan ancak artık başka bir dergi olan “yeni” Sebîlürreşad dergisinin 32. sayısını; tesadüfe bakın ki Barbar adlı bir derginin yine 32. sayısını aldım. Belki üniversitenin etkisiyle de Rize bir kültür şehri olmuş. Rize’de çıkan ve bir gazete yaprağının ikiye bükülü hali görünümünde olan iki sayfalık Sarmaşık dergisini (Mart-Nisan 2019 sayısı); lisedaşım değerli edebiyatbilimci Hasan Öztürk’ün yayım yönetmeni olduğu uzun soluklu ve nitelikli Mavi Yeşil dergisinin 116 sayısını, Kitap Defterinin 4. sayısını aldım. Belki Rize'de çıkan başka dergiler de var; benim payıma düşen bunlardı!
Rahmetli Kutuz Hoca’nın, İsmail-Mustafa Kara kardeşlerin yurdu olan Rize’de iki günlük sempozyum güzel geçti. Rize’de görev yapan veya başka yerlerden gelen birçok insanla tanışıp sohbet etme fırsatı bulduk. 4 Mayıs 2019 Cumartesi günü şehir gezildi, bir bölük misafir Kıbledağı’nı ziyaret etti. Vadilerden vadilere baktık! Rize havası aldık! Güzel Rize yemekleri yedik. Bir konferans için orada bulunan dostumuz Prof. Dr. Erhan Afyoncu ile karşılaştık. Bu yemeklerden biri yerel mimarinin o hoş yapılarından biri olan “nayla”da idi. Trabzon’da bu yapının adı “serander”dir!
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Hüseyin Karaman, Hukuk Fakültesi dekanı eski tanışımız Prof. Dr. Şevket Topal’a misafirperverlikleri için şükran borçluyuz. Bu arada Akçaabat Arpacılı’dan hemşerim Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Avlama ve İşleme Teknolojisi Bölümü genç öğretim üyelerinden, şimdi profesör Ferhat Kalaycı ile tanıştık, görüştük. Sempozyumu düzenleyen Adalet MYO Müdürlüğüne, bizimle yakından ilgilenen müdür yardımcısı Öğr. Gör. Süleyman Kandemir’e, Ar. Gör. Recep Bağbancı’ya, güler yüzü, sevimli tavırlarıyla yanımızda olan üniversite sekreteri Hasan Örücü’ye çok teşekkür ederim. Örücü, katılanlara sunduğu güngörmüş anasının bizzat yaptığı el işi armağanlarla da gönlümüzü fethetti.
Her hakkı saklıdır, yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz.